Siyasi

“Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirel notlar

Aso Zagrosî · 04.07.2017 7,794 görüntülenme

“Erzincan Hükümeti” ve bazı eleştirel  notlar

Davut  Hoca’nın     yıllar önce  KAWA  çevresinin  çıkardığı     bazı yayınlarda   yayınlanan “UNUTULAN TARİH: ERZİNCAN HÜKÜMETİ 1917-21“ adlı  makalesi    son  dönemlerde    yeniden  bazı   internet  sitelerinde   yayınlandı.

Kürd  tarihine   ilişkin  araştırmaları   önemsiyorum ve  büyük  değer  biçiyorum..

Kürd  tarihine  ilişkin    araştırmalar   her zaman   dikkatimi  çekiyor.   Bir  çok yazıyı  defalarca  ve  tekrar tekrar    okuduğumu  hatırlıyorum.   Davut  Hoca’nında   bu  yazısını    defalarca  okumuşumdur.
Sonuçta     Kürdler,  kendi  tarihlerine    ilişkin    sahip  oldukları    bilgi ve  belgeleri   eksik ve yanlışları  içerse  dahi     yayınlamalılar..  Çünkü,    bu tip yazılar/araştırmalar  daha  sonra    aynı  konuya   ilişkin   olarak   yapılacak  araştırmaların  önünü açar  ve  daha da  zenginleştirir.

Davut arkadaşın  makalesinde  gündeme getirdiği    Ermeniler, Kürdler ve Türkler  tarafından    kurulan  „Erzincan   Şûrası“    yıllar önce     ideolojik duygularıma    bir hayli    hitap ediyordu.   Hatta    bende       20 yıl önce    „Mahabad         Kürd  Cumhuriyeti „(Demokratik  Kürdistan Cumhuriyeti)  üzerine  yaptığım  bir araştırmada      Sovyetlerin     Cumhuriyetin   yıkılışından    hiç  bir  rolleri olmadığını   ispat etmeye  çalıştım.   Bu makaleyi  bazı arkadaşlar  Almanca’ya  çevirmiş ve  Navend’in  çıkardığı  dergide de yayınlamışlardı. Başkalarıda    bu  makaleyi  geniş bir  şekilde  kullandılar.  Fakat  gelinen aşamada      yayınlanan  bir  dizi belgeden  sonra   Sovyetlerin   Cumhuriyetin  yıkılışında   o kadar da  pirûpak  olmadığı  biliniyor..(Bu  konu  üzerine   ayrı  bir  makalede  duracağım)

Davut’un „Erzincan   Hükümeti“ adlı makalesini  okuduğum  zaman    yararlanan yazılı kaynaklar  ciddi bir şekilde  dikkatimi  çekti.

Bu  kaynaklar:

„Ben makalemi şu kaynaklara dayanarak yazdım.
1- Belgelerle türk tarih mecmuasi
2- Kazım karabekir, anılar
3- Erzincan valisi Ali Kemali, Erzincan tarihi
4- Erivan doğu bilimleri akademisi üyesi .,Astranyan….
5- Erivanda 1986 yılına kadar çıktığı söylenen Dersim adlı derginin konuyla ilgili bir makalesi“

İlk   üç   kaynağın  sahipleri  biliniyor.  Üçüde  Kürd  düşmanı.  Kürdlerin   ulusal hareketini  karalamak ve  Kürdlerin  millet  olarak  varlığını    inkar eden   çevreler…  Ali  Kemali ve Kazım Karabekir gibi..
Dörtüncü  kaynak ise  „Erivan doğu bilimleri akademisi üyesi .,Astranyan…“.dır.   Yani   Prof. Dr.  Garnik ASATRİAN….

Bu   adamda  Kürd  düşmanıdır. Asatrian’ın  Kazım Karabekir ve  Ali  Kemali  ile   Ermeni  oluşu  dışında     hiç  bir farkı  yok.   O  Türkiye’de  yaşasaydı     bugün  MHP ve benzeri çevrelerle hareket edecek  bir perspektife   sahip.

Bir  kere  Asatrian    yüzlerce  yıl boyunca  Ermeni tarihçileri tarafından   „Kürdler  Medlerin(Marlar)  torunlarıdır“  tezini reddediyor.    Kardoxilerin  Kürdlerin atası olmadığını ileri sürüyor.   Zaza ve Êzidilerin  Kürd  olmadığını  savunuyor.   Kuzey Kürdistan’da   Kürd  olarak  bilinenlerin   Ermeni etnisine  mensup  olup  Kürdleştiğini  ileri sürüyor.  Kürdlerin ise  „XVI. yüzyılın ilk yarısı, Kürtlerin kütle halinde Hayasdan’da yayılmaya başlamalarının tarihidir“ diyor. Bu  söylemini   ise   Kürdler  konusunda   hiç  bir araştırması  olmayan  N.Adonz’a   dayandırıyor.  ( daha detaylı bilgi  için  Asatrian’ın         „Ermeni Siyasal Düşünce Sayfalarından“ adlı makalesini  okuyunuz)

Asatrian’ın  Kürdlere  karşı olan  düşmanlığı ve kini   bir dizi tarihsel    gerçekleride    altüst ediyor.  9. Yüzyılda   kurulan  Merwani Kürd Devleti ve  bugün   yaşadığı  Erivan ve çevresini de  kapsayan   9.yüzyıldan  12.yüzyıla kadar   varlığını sürdüren  Şeddadi  Kürd Devleti gibi  tarihsel  gerçekleri dahi göremiyor.(Şeddadi  devleti üzerine    yaptığım   araştırmayı  okuyabilirsiniz.  Newroz.Com’un arşivinde   var)

Ayrıca   Asatrian   açık bir şekilde   Kürdlere karşı   Türk devletini  destekleyen  bir insandır.
Bu konuda    sözü kendisine bırakalım:  „Fakat bugün Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve bu ülkenin istikrarı Ermenistan’ın çıkarınadır. Öteki tüm durumlarda Türkiye’nin parçalanması ve batımızda bir Kürt devletinin kurulması Ermenistan’ın ulusal güvenliği için ciddi bir tehlike olacaktır………………………….. Şu an komşuluğumuzda önemli bir devlet geleneğine sahip ve dünya ile uygarca temaslara dayalı ilişki kurmaya çalışan Türkiye bulunmaktadır. Türkiye’nin parçalanması durumundaysa sınırlarımızda aşırı saldırgan ve nasıl davranacağı kesinlikle önceden kestirilemeyen etnik bir afetin bileşiminden oluşan bir devlet peyda olacaktır. Milli ideolojimizin bir unsuru olan Batı Ermenistan’ı kaybettiğimizde, kutsal değerlerimiz olan Ararat, Aktamar, Mıher Kapıları, Haçkarlar, Urartu kitabeleri de kaçınılmaz olarak bu yeni devletin sembolleri olacaktır. „

Asatrian‘ın    bilim,  vicdan ve  gerçeklik  diye  bir sorunu  yok.  Onun  tek  kaygısı  „Ermenistan  Ulusal Güvenliği“dir.   Zaten   Karabekir ve Kemali’nin de   ortak  kaygıları  „Türk  Ulusal Güvenliği“idi.    Aslında    o  dönemde   Kürdler   bu  iki kardeş  zihniyet arasında  kalmışlardı.(Bu meseleyi  sonra açacağım)
Daha  fazla  uzatmadan   Ali Kemali, Kazım Karabekir ve Asatrian  gibi     Kürd  düşmanlarının  yazılarında   „Erzincan Hükümeti“  ve Kürdlere    ilişkin    oluşturdukları  bataklıktan       altın  bulma  gibi    zor  bir olay  ile  karşı karşıyayız.   Davut’da   bu   bataklığın  bilincinden  olduğundan  dolayı   bazı aşırı   yorumlara    gitmek  zorunda  kalmış.

Dünyanın  en  ünlü  tarihçilerinden  Arnold Toynbee   haklı  olarak , “bir millet için en büyük felaket, tarihinin düşmanları tarafından yazılmasıdır” diyor.

Arnold Toynbee’nin  bu   tespiti  belki de en çok Kürdler  için geçerlidir.
Davut’un  makalesinde   kullandığı  iki  gurup   kaynak ise    Amerika’dan  gelen Kürdler(Xoybun  bazında    o Kürdlere ilişkin  bir hayli kafa yormuştum) ve   Dersim  yaşlıların anlatımlarıdır.  Bu  kesimin    anlatımlarını    önemsiyorum. Fakat  ne yazık ki,      o  süreci  yaşıyan     fazla  insanımız da   yok..   Geçmişte       o  süreçleri  farklı  şekillerde yaşıyan  bir  dizi insanın  bilgilerine  başvurabilir ve anlatımlarını arşivleyebilirdik.  Fakat,  ideolojik  nedenlerden ve  tarihsel  ulusal  bilinç  yokluğundan   dolayı  bir  dizi  canlı ve ayaklı  kutuphanelerimizden   yararlanmadık.

Kaynaklar  hakkında   bir kısa  değerlendirmeden  sonra     Davut’un   makalesine gelmek  istiyorum.

„Erzincan  Hükümeti“ denilen olay  işgal   idaresi mi   yoksa  Ermeniler ve Kürdlerin   özgür  iradeleriyle  oluşturdukları   şûra mı?
“Erzincan  Hükümetine”  ilişkin   kafamı kurcalayan  soruları      sormadan  önce    bazı  hususlara   dikkat  çekmek  istiyorum.

Birinci  Dünya  Savaşı    sırasında    Kürdler  sadece    Osmanlı  devletinin  saflarında  savaşmadılar.    Kürdlerin bir  kesimi de  Rus  ordusunun  saflarında  savaştılar..   Êzidi  Kürdlerden  Cihangir  Ağa’nın  önderliğindeki   birlikler  dışında    Kürd  siyaset  dünyasının   tanınan   iki  önemli  şahsiyetlerinden   Abdulrezak Bedirxan(Abdulrezak  üzerine  olan   çalışmamı  Newroz.Com arşivinde bulabilirsiniz) ve  Kamil  Bedirxan    Rus  ordusunun  saflarında    Osmanlı  devletine   karşı  savaşa  katıldılar.
Sözünü  ettiğim  Bedirxaniler    farklı  dönemlerde  Kürdistan’ı  özgürleştirmek  için     Çarlık  Rusyasından    destek alacakları   umuduyla     savaşa  katıldılar.

Abdulrezak ve Kamil  Bedirxan’ın     savaş sırasındaki   konumları,    Rus  yetkilileriyle  yaptıkları  görüşmeler ve  talepleri   büyük   oranda      belgelidir.   Çarlık  Rusyası    Bedirxanilere    Kürdistan’ın geleceği  hakkında    söz vermiyor.   Kaçamaklı ve   her tarafa  çekilebilen    bazı    şeyler  söyleniyor..  Buna  rağmen      Kürdistan’ın  özgürleştirecekleri umuduyla   ilk  önce Abdulrezak  daha  sonra   Kamil     Kuzey Kürdistan’da    ciddi  faaliyetler  içine giriyorlar.  Bedirxaniler   Kuzey Kürdistanlı   biri dizi   ileri  gelenlerine   mektuplar  yazarak   yada     doğrudan  ilişkiye geçerek    Rusya’nın  saflarına  çekmeye çalıştılar.
Fakat,  onlar  bu amaçlarından  başarılı  olamadılar. Kuzey  Kürd  ileri gelenleri    bırakın  Bedirxanilerin   çağrılarına     olumlu  cevap vermeye,   hakaretlerle  cevap  verenler  de az değildi.(Kör  Hüseyin Paşa  örneği gibi)

Rusya,  Kürdleri   tarih boyunca   İran ve Osmanlılarla  yaptığı  savaşlarda   çok yakından   tanımıştı.    Kürdler  gibi  savaşkan  bir  halkı   karşısına   almak  istemiyordu.  Bunun  için  Bedirxaniler  aracılığıyla    Kürdleri  en azından  nötral     bir  pozisyona       sokmak  istiyordu.   Rusya’nın amacı   bizim bugün  Kuzey Kürdistan  dediğimiz  topraklarda      kendisine  bağlı  bir  Ermenistan     oluşturmaktı..  Bu mesele bir  dizi   uluslararası  toplantı ve konferanslarda gündeme  gelmiş ve  Kürdler arasında da  büyük  kaygı  ve  huzursuzluklara  neden  olmuştu.

Birinci  Dünya  savaşı  başladığı zaman  Ermeniler    çok  yaygın  bir  şekilde     Rus  ordusu    saflarında   savaşa  katıldılar..    Ermeni  Birlikleri   Rusya   saflarında    Doğu,  Güney  ve Kuzey  Kürdistan’ın   tüm cephelerinde   aktif  bir  şekilde  savaşa  katıldılar.(bu konuda   daha detaylı  bilgilere  ulaşmak  için    kendiside  Ermeni  asılı    olan   General  G.  Korganoff’un    la  Participation   des  Armeniens   a  la   Guerre  Mondiale  sur  le  Front  du  Caucase,  1927,   Paris, adlı  eserine  bakınız)
Rusya   saflarında  savaşa  giren  Ermeniler   ciddi bir ulusal  bilince   sahip  olan    Taşnak ve Hinçak     gibi    siyasal  partiler  tarafından   yönlendiriliyordu.

Savaş  sırasında   bugün   Kürdlerin yaşadığı  topraklara  ilişkin     iki  proje vardı…Biri   Türklerin  “Büyük Turan Ülkesi”  ve diğeri ise  Ermenilerin  “Büyük Ermenistan”   projesiydi.   İki  projede de  Kürdlere     yer yoktu.  Ermeni  Birliklerinin  Kafkasya’da  Mahabad,   Revandiz, Erzurum,  Bitlis ve  Van  gibi alanlarda    Kürdlere  karşı   yaklaşımları    Kürdleri tümden   Osmanlı  devletinin  saflarına   zorladı..  Çünkü,  Ermeni  birlikleri    Osmanlı    devletine  karşı   savaşma  yerine   Kürdlere   yönelik    etnik  temizlik  yapıyordu.    Rus ve Ermeni  birliklerinin   elinden  kurtulan  Kürdleri’de    Türkler  kar da ve  kışta    ölüm  yolculuğuna  çıkarıyordu.   O  dönemler   Osmanlı Ordusunda    subay olan  değerli  Kürd  siyaset adamı  Mustafa Paşa  Yamulki’nin  oğlu  Aziz Yamulki   o  dönem için 700.000  Kürd’ün   ölümünden  sözediyor.   Abartılmış  olsa daha  incelemeye  değer  buluyorum.

Savaş esnasında   Kürd ve Ermeni   ilişkilerini  daha  iyi kavramak  için   Aris  Arda   araşadaşın  Newroz.Com’da   yayınladığı    Rus ve Sovyet Arşivlerinde   Kürdler  adlı  yazı  serisinde   Kamil Bedirxan’ın    ve Prens Şachovski’nin    raporlarını      okumak  gerekir.    Hamidiye Alaylarının   bazı komutanları    Rusların  saflarına   geçiyor. Fakat,  Ermenilerin   kendilerine karşı yaklaşımlarından  dolayı pişman  oluyorlar.   Abdulrezak Bedirxan’ın   Van’ın  çevresinde  3  Kürd   köyünün  sakinleri geri getirme  girişimi ve Ermenilerin tavrını     görürseniz  gelişmelerin vardığı  boyutu anlarsınız.

Savaş esnasında   ele düşen ve teslim   olan  Kürdler   sistematik  bir şekilde    öldürülüyor.  Bundan dolayı   tüm cephelerde  Kürdler   teslim olmuyor ve   ölesiye  savaşıyorlar.   Bu realiteyi  Şachovski  raporunda  göreceksiniz.   Bundan  dolayı  Prens    Şachovski  Rus    Çarı’na   Ermenileri   cepheden   geri  çekin       önerisinden  bulunuyor.

Enteresan  bir  olaydır ki  Prens Şachovski,    yıllar  boyunca   Çarlık  Rusyasının     Kürd  danışmanıydı.  Daha   sonra Kürdler  konusunda    Bolşeviklere  danışmanlık  yaptı. Şachovski’nin  hazırladığı raporlarda    sadece  değişen  şey,  eskide  “ekselans”larla  başlayan raporlar, bu sefer   “Yoldaş”   diye  değişmeye başladı.
Aslında   Çarlık Rusyasıyla   Bolşevik  Rusya’nın   Kürd  politikalarından   yapılan  değişiklik   Şachovski’nin    “ekselans” ve  “yoldaş”   değişikliğidir.  Bolşeviklerde  bağımsız Kürdistan’a, federal Kürdistan’a    ve  hatta   kimin denetinde  olursa  olsun  otonom  Kürdistan’a  karşıdır.  Bu  söylediklerim   Sovyetler Birliği’nin    resmi  belgelerinde   söyleniyor.  Ben  sadece  toparlamaya çalıştım.(merak eden Aris Arda’nın  yukarıda  sözünü ettiğim      çeviri serisine  baksın)

Çarlık ve Bolşevik  Rusya’sının    Kürd  politikasını  gündeme  getirmemin   nedeni  Davut arkadaşın makalesinde  sözünü  ettiği  “Erzincan  Hükümeti”  tamda  Rusyadaki  iktidar  değişikliğinden  sonra    gündeme   gelmesindedir.
Bilindiği gibi Rus Orduları Osmanlı ordularını yenilgiye uğratarak Temmuz 1916 yılında Erzincan’ı işgal ediyor. Erzincan’ı işgal eden Rus birliklerinin komutanı bir bildiri yayınlayarak “karma ve gecici bir hükümet kurulduğunu, Osmanlılar zamanına ait davaların dinlenemeyeceği, günlük olayların her kavmin kanununa göre çözüleceği………………” şeklinde bir “işgal idaresini” öngörüyor.
Rusların Erzincan işgalı 1917 Ekim devrimine kadar sürüyor. Ekim devriminden sonra Bolşevikler Çarlık Rusyasının yaptığı gizli antlaşmaları kamuoyuna açıkladılar.
Ayrıca Bolşevikler 21 kasım 1917 tarihinde Müttefik Elçilerine verdiği notalarla bütün cephelerde mütareke yapılması teklifinde bulundu.

Osmanlılarla “Sovyet” güçleri arasında 18 Aralık 1917 tarihinde Erzincan’da 14 maddeyi kapsayan “Erzincan Mütarekesi” imzalandı.

Mütareke görüşmelerine Türk delegesi olarak, III.
Ordu Kurmay Albay Omer Lütfi’nin başkanlığı altında, 1. Harekat Şubesi
Müdürü Binbaşı Hüsrev Bey ve III. Ordu tercümanı Yüzbaşı Yakup
Bey katılmışlardl. Rus heyeti ise asker ve sivil temsilcilerden karışık
bir grup olup, Rus devriminin karakterini taşımaktaydı. Heyetin Başkanlığına,
Rus Kafkas ordusu Kurmay Başkanı General Vişinski getirilmiş beraberinde;
156. Rus Alay Kumandanı Albay Petzenger, Rus Köylü Cemiyeti
üyesinden Ermeni Arşak Cemalyan, Rus Ordusu Kumandanı Yaver.
Yüzbaşı Vedrinski, Rus asker Cemiyeti üyelerinden iki asker, Rus Amele
Cemiyeti üyesinden Gürcü Victor Tedzaya, ordu karargahında foto memuru Albay Esadze görevlendirilmişlerdi..(Dr. Nurcan Yavuz, Erzincan Mütarekesinin Türk Tarihindeki yeri ve önemi, sayfa 217)
Mütareke öncesi savaşan güçler arasında bir dizi görüşmeler yapılıyor. Osmanlı ve Rus devletleri de mütareke şartlarını hazırlamak için Vehip Paşa ile General Perjevaleski’yi görevlendirmişlerdi. Tabi ki perdenin arasında ise Rus ve Osmanlı devletlerinin yetkilileri barış antlaşmasına kadar yapılacak ateşkesin koşullarını detaylara kadar oluşturmaya çalışıyorlardı. Rusya General Vişinski’yi Mütareke görüşmeleri için başkan seçip göndermişti.
General Vişinevski’ye ise, Zakafkasya Komiserliği
10 Aralık 19l7’de Mütareke şartları hakkında talimat vermiş ve
bu talimat dairesinde, Mütarekenin hazırlanmasını istemişti. Talimat’ın altında General Lebedinski
Genelkurmay Albay Şatilof
Genelkurmay Yüzbaşı Dolgof’un imzaları var.
13 maddeden oluşan bu talimatın Kürdleri doğrudan ilgilendiren 12. Ve 13. Maddelerini aktarıyorum.
„12- Görüşmelerin yapılması ve mütarekenin imzalanması esnasında,
Kürt çeteleri tarafından tehlike yaratılabilir. Onlar savaştan önce yaşadıkları
topraklara gitmek isteyeceklerdir. Bunun için hıristiyan halka kötülük
, yapabilirler.
13- Buna göre de bu hareketlerinin önüne geçmek için, Kürtler hususunda
ayn bir madde düzenlenmeli ve talep edilmelidir ki, Türk kumandanlığı
Kürtleri mütareke şartlarına tabi tutmak için bütün tedbirleri alsın.
Tedbirler alınmadığı ve Kürt hareketleri başladığı anda bizim birlikler,
onların hiçbir hakimiyet tanımadan haydut sayacak ve uygun şekilde davranacaklardır„(N. Yavuz, age sayfa 214)
Yukarıda aktardığım talimatı Davut yoldaşın şu tespiti ile birlikte okunması yararlı olacaktır:

“1.Kızıl ordu, Lenin ve Sovyet hükümetinin direktifleri doğrultusunda 24 kasım 1917 de Osmanlı hükümeti ile bir barış antlaşması imzaladı. Antlaşma hükümlerine göre, kızıl ordu işgal bölgesinde üç ay içinde çekilecek ancak çekildiği bölgelerde yönetimi yerel halkın seçimle oluşturacağı konseylere devredecek, Osmanlı hükümetinin de halkın yönetimine saygı duyacağını ve tanıyacağını, Osmanlı idaresi ve ordusunun herhangi bir şekilde bu yönetimlere müdahale edemeyeceğini, herhangi bir karışıklık durumunda sovyet ve osmanlı hükümetlerinin ortak kararları ile ve bölgede oluşan hükümetin talebi doğrultusunda hareket edileceği, ve benzeri hükümler yer almıştı.”

 

 

Rusya’dan gelen talimatlar pek de Davut Hoca’nın söylediği temelde gelmiyor. Davut 24 Kasım 1917’de Rusya ile Osmanlılar arasında bir barış antlaşmasından sözediyor. Böyle bir antlaşma yok. Yazının içeriğinde “Barış Antlaşması” denilen olayın “Erzincan Mütakeresi” olduğu anlaşılıyor. Mütareke barış değil, ateşkes anlamına geliyor.
Ruslar, 12.maddede görüldüğü gibi, sürülen, yerlerini ve yurtlarını terkeden yüzbinlerce Kürd’ün Erzurum, Kars, Van, Muş, Bitlis vb şehirlere geri dönmelerini dahi istemiyor.
Tüm okuyuculardan özür dileyerek Erzincan Mütarekesinin 14 maddesini de yayınlıyorum.
“Madde 1- Bu mukavelename hükümleri, 18 Aralık 1917 öğlen saat
1.00’den itibaren kesin sulh ün imzalanmasına kadar her iki taraf için geçerli olacaktır. Taraflardan’biri bu mütarekeyi feshetmek lüzumu görürse,
harbe tekrar başlamaden ondört gün önce durumdan. karşı tarafı haberdar
etmeye mecburdur.
Madde 2- Bu mukavelenin hükümleri geçerli olduğu andan itibaren,
her iki taraf bütün Osmanlı-Kafkas cephesinde harp hareketlerini durduracaktır.
Her iki taraf değil yalnız karşı taraf birliği üzerinde hatta kendi
hattı faslının on verst gerisinden geçen hat ile sınırlanan bölge dahilinde bile hiçbir hava harekatı yapılmayacaktır.
Madde 3- Hatt-ı fasıllar bu mukavelenameye bağlı bir ilavede tamamen gösterilmiş bir krokide de işaret edilmiştir. Müstakil 7. Kafkas Kolordusu
ile, 1. Kafkas. Müstakil Süvari Kolordusu bölgesinde ve Kafkas
Osmanlı Ordusu cephesindeki hattı fasıllar bu kolordular ile Osmanlı
askeri kuvvetleri arasında tarafların katılması ile oluşturulacak komisyonlar
muvafakatle tespit edilecektir.
Madde 4- Bu mukavelenamenin imzalanmasından itibaren, her iki
taraf askeri harekatta bulunmayacak, birlikler değiştirilmeyecek, tabii durumlar
hariç askeri nakliyat yapılmayacaktı. Bu maddeye aykın harekatta
bulunanlar harb harekatlarını tekrar başlatma alameti olarak sınıflandırılacaklardı.
Yalnızca 15 Aralık akşam saat 6.oo’dan sonra verilen emirler yerine
getirilecek ve bu saatten sonra bu maksatla verilen emirler geri alınacaktır.
Madde 5- Her iki taraf için tespit edilen hatt-ı fasıllar dahilinde, her
iki taraf birlik değiştirme veya iskan yapma hususlarında serbest hareketlerini
koruyacaklar. Şu şartla ki; cephenin fırka mıntıkaları mütareke
imza zamanında kuvvetlerini çoğaltmasınlar.
Madde 6- Bu mukavele hükmünü koruduğu müddetçe taraflardan
hiçbiri, gelecekte saldrıın için hiçbir hazırlıkta bulunmayacaklarına söz verirler.
Ancak mevcut inşaat-ı ahkamiyenin geçmiş halinin korunması için
çalışması uygundur. Tüfenk ve makineli tüfenk atış talimleri asıl hattın
beş verst gerisinde ve top atış talimleri, hattın onbeş verst gerisinde yapılacaktır.
Bu atış talimlerinden her iki taraf, önceden birbirlerini haberdar
edecektir.
Madde 7- imzalayan taraflardan hiçbiri, sınırın ilerisine emniyet ve
keşif bölükleri göndermeyeceklerdir.
Madde 8- Bu mukavelenin hükümleri geçerli olduğu müddetçe tarafların
hattı fasılları ile sınırlanan tarafsız bölgeye gerek askeri ve gerek
yerli halkın geçişi men ‚edilecektir. Tarafsız bölgeye gelen asker ve asker
çağında bütün erkekler harp esiri sayılacaktır. Ancak müracaat ettikleri
için, yine aynı sebeple tarafsız bölgeye geçmelerine tarafların izin vermesiyle
müsaade edilecektir. .
Madde 9- Mukavelenamenin hükümleri uygulanırken, meydana gelebilecek
herhangi bir kötü durum, iki tarafın görevlendireceği delegeler
tarafından halledilecektir. Her bir olayın halli için herşeyden önce, usul
gereği birleşecek görüşme memurları vasıtasıyla tarafların delegelerinin
toplanacakları zaman ve mekan kararlaştınlacaktır. Ordular karargahları
arasında haberleşme gereği duyulursa görüşme memurları Refahiye Erzincan
yolu üzerine gönderileceklerdir.
Madde 10- Tarafsız bölge dahilinde süküneti bozacak olayın cinayet
ve ihtilal hadiseleri, tarafların uygun görmesiyle ve tayin edilecek delegeler
tarafından halledilecektir. Tarafların suçluları talep halinde derhal geri
verilecektir.
Madde 11- Osmanlı komando heyeti, Kürtleri bu mukavelename hükümlerine
harfiyyen uymaya mecbur etmek için çalışmaya söz verir,
Kürtler tarafından Rus hattı faslının üst tarafındaki toprak dahilinde fiili
tecavüz hareketi yapılırsa, Rus askerleri Rus Hatt-ı faslını geçmemek
üzere, bunları hiçbir hükümet emri tanımayan eşkiya gibi farz ederek gerekli muameleyi yapacaklardır.
Madde 12- Mütareke imzalayan taraflardan biri, bu mukavelenamenin
herhangi bir maddesini değiştirme veya yeniden ilave hususunda
teklif hakkına sahiptir. Rus Cumhuriyetinin Avrupa cephesinde
merkezi devletler ile imzalayacağı genel mütarekenin bütün maddeleri
Kafkas cephesi için de geçerli olacaktır.
Madde 13- Karadenizde tarafların savaş filoları arasında müweke
imzalanmaktadır. Mütarekenin denizlere ait maddelerinin diğer ayrıntıları
filoların toplanacak olan özel komisyonları tarafından düzenlenecektir.
Tarafların deniz, kara ve hava kuvvetleri karşı taraf sahillerine on verstten
daha yakın hareket etmesi ve her ne şekilde olursu olsun taarruzda bulunması
yasaktır.
Madde 14- Bu Mukavelename Türkçe ve
Rusça ikişer nüsha hazırlanarak
tarafların delegeleri tarafından imzalanıp, imza eden tarafların delegelerine
birer nüsha verilmiştir“
Yani kısacası Rusya bu mütarekeyi imzalarken halklara özgürlük, kardeşlik ve eşitlik için yapmadı. Zaten mütarekenin amacı da bu değildi. Mütarekenin amacı var olan savaşı durdurmak barış görüşmelerinin önünü açmaktı.
Eğer bu mütakere ve çizdiği sınırlar barış antlaşmasına çevrilmiş olsaydı, Kürdler yaşadıkları felaket ve trajedilere bir başkasını daha eklerlerdi.
Bolşevikler Kürdlere karşı daha önceki talimatlarını „Erzurum Mütarekesinin“ 11.Maddesi olarak yerleştirdiler.
Davut Hoca makalesinde Enver Paşa’nın bu antlaşmaya karşı çıktığını söylüyor.. Bu konuda haklı. Enver’ın bazı itirazlar var. Bunlardan biri de „Kürdlere karşı niye Ermeni maddesini eklemediniz“ diye itiraz ediyor. Fakat, iş işten geçmiştir.
“Erzincan Mütarekesi” ile Osmanlı ve Rus devletleri arasındaki sınır hattı tespit edilmiş ve bir dizi yanıyla protokollere bağlanmıştı. Barış Antlaşmasına kadar Mütareke ile tespit edilen bu sınırların tespiti konusunda detaylara ilişkin detaylı bilgiler var. Bu makaleyi daha fazla detaylara boğmamak için N. Yavuz’un çeşitli kaynaklara dayandırdığı sınırlar hakkında kısa bir bilgiyi aktarmak istiyorum. Bu bilgi okuyucunun söz konusu iki devlet arasındaki sınırlar hakkında küçük bir resme sahip olması açısından gereklidir.
Sınırlar şöyle bir hat izliyor:
“Mütareke ile her iki taraf kuvvetleri arasında tarafsız bir saha bırakılmak üzere sınır çizgisi tespit edilmişti. Buna göre; Deniz kuvvetleri sahile altı milden fazla
yanaşmayacak, Karadeniz kıyısından başlıyarak Munzur Dağına kadar her iki taraf siperleri mütareke hattını oluşturacaktı.. Munzur Dağından sonra Türk hattı; Mercan
Dağları, Karacakale, Zağki, Erik Dağı,Sağnis-Oğnut, Şerafettin Dağları, Buğlan Gediği, Soluk Köprüsü, Murat Nehri Uzerinde Kertakom-Azakpur-Mişagsin-Bitlis
kuzeyindeki 5. Tümen siperleri- Van Gölü güneyi Erik Dere-Munzur Dağından sonra
Rus hattı; Kırahdah Dağı Akbaba-Kösmer dağı, Şeytan dağları-Çoriş Dağı-
Bahçe-Izrak-Muhacirköy-Belicen (Dokument i Materiali po Vneşney …, Belge No:
44, s. 68; Kazemzadeh- The Struggle for Transcaucasia, s. 82). ( N. Yavuz, age, s 230)
“Erzincan Mütarekesi” öncesi, esnasında ve özellikle sonrasında Rusya’da ve Kafkasya’da ciddi iktidar savaşları başlamış, Rus Ordusu saflarında tam bir kaos ortamı oluşmuştu… Bolşevikler Rusya’da Pandora kutusunu açmışlardı bir kere….. Çarlık Rusyasının denetiminde olan halklar ve özellikle Kafkas halkları kendi yol haritalarını çizmek için pratik adımlar içine girmişti.. İktidar kavgası ve esas hesaplaşma savaş öncesi sınırların içinde oluyordu.( daha sonra bu noktaya döneceğim)
Yeniden Erzincan’a ve Davut Hoca’nın makalesine dönmek istiyorum.
General G. Korganoff’un anlatımlarına bakılırsa “ 30 Ocak 1917’de Erzincan bölgesi yalnızca Ermeni nizami ve gayri nizami güçleri tarafından müdafaa olunuyordu. Yalnızca kendi güçlerine dayanmak zorundaydılar.”
(General G. Korganoff, Participation des Armeniens a la Guerre Mondiale sur le Front du Caucase, 1927, Paris, sayfa 89)
General G. Korganoff’un “ Gönülü Ermenilerin oluşturduğu 3 batalyondan oluşan bir piyade alayı Rus ordusu ile geri çekilmeyi reddetti” diye yazıyor.(Korganoff, age, sayfa 87) General Korganoff sözünü ettiğim eserinde Ermeni Alayı’nın sahip olduğu askeri araçlarının bir dökümünü de yapıyor.
Türklerin iddialarına göre Bolşevikler bilinçli olarak “ Rus Birliklerinin yerine Ermeni birliklerini bıraktılar”.
Erzincan Mütarekesinin imzalandığı 18 Aralık(görüşmeler 15 Aralık’ta başlıyor) ile Ermeni Alayının Erzincan’ı terk etmeye zorlandığı 13 Şubat 1918 tarihi arasında yaklaşık olarak 2 ay gibi bir bir zaman dilimi var. “Ovacık Şûrasını” bir kenara bırakırsak Davut arkadaşın sözünü ettiği Erzincan merkezli Şûra bir ay ve yirmi beş gün yaşaması gerekir.
Davut Hoca Şûra’nın oluşum sürecini şöyle açıklıyor:
“Mütarekeden hemen sonra, 1.Kızıl ordu komutanı Arsak Cemalyan, Kürt,Türk ve Ermeni ileri gelenleri ile bir toplantı yaptı.bu toplantiya Ermeniler adina Muradov,kürtler adina Aliser ve Alisan beyler, türkler adina istanbuldan gönderilen erzincan müftüsü katildilar. Bölgede nüfus sayımı na göre halk temsilcileri sayısı belirlendi ve en kısa zaman içinde Erzincan, Bayburt, Dersim bölgelerini kapsıyacak 25 (ermeni kaynaklari 75 temsilci oldugunu söyler)halk temsilcisinin hemen belirlemesi çalışmalarına başlandı. Kızıl ordunun desteği ile çevre bölgelere propaganda birlikleri seferber edildi. Birinci kızıl ordu parti ve askeri komitesi Türk, Kürt ve Ermeni halkına ve emekçılerine çağrısı adı altında ki bildiri bölgede büyük bir heyecan uyandırdı. Halk büyük bir heyecanla olanbitenleri anlamaya, istanbul hükümetini tanımamayı ve kendi hükümetini kurmaya başladı. Çarlık ordusu korkusuyla kaçanlar yerlerine döndünler. Doğu ve Batı Dersim adına toplantıya Katılan Alişan ve aliser beyler, Bir araba ve 16 Atlı ile Dersime gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı ve yapılan seçimlerle Hozat, Polemor, kızılkilise Mazgert ve Plurdan halk temsilcileri seçildi. Bu temsilcilerden ismi bilinenler, Use Seydali, Ağaye Piremed, Memo Loliz,, Ali, ve Çeko dur..Batı Dersimdende Alişan Bey iki Delege ile gelir. Dersim delegeleri 8 bin kişilik bir askeri güçle Erzincan‘a gelirler. Dersim Delegeleri Erzincan‘a gelirken, Soveyt ordusu ve Ermeniler askeri törenle karşılar. Erizincan‘da bulunan 5 Türk delegesi karşılama törenlerine katılmıyorlar. Ermeni temsilciler heyeti başkanı Muradof Paşa, törende bir konuşma yapar. Muradof Paşa, Ekim devriminin dünyadaki ve bölgedeki etkilerini anlattıktan sonra Türkler Kürtler ve Ermeniler kardeştir. Bizi birbirimize kırdıranlar emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileridir. Biz çektiğimiz acıları unutuyoruz ve barış elimizi uzatıyoruz. Bütün Kürt, Ermeni ve Türk rençberleri ve amaleleri birleşerek kendi şuuramızı kuralım. Bizim Sultanlara ihtiyacımız yoktur. Rus amalesi zalim Çarı devirerek kendi hükümetlerini kurdular, bizde birleşerek kendi hükümetimizi kuralım. Lenin ve Ordusu bizi destekliyor.dedi.“
Hoca’nın makalesinden yaptığım alıntı uzun oldu, ama sözünü ettiği oluşumun yapılanması ve katılımı hakkında bir hayli bilgi veriyor.
Bu bilgiler temel alındığında Kürdlerle Ermenilerin ortak bir Şûra konusunda antlaşmaya varıldığı görülüyor.
Türk resmi tarihçileride Kürdlerin Erzincan’a yaptığı bu ziyareti gündeme getiriyorlar.
Örneğin Ali Kemali Erzincan üzerine yazdığı eserinde bu gelişi şöyle açıklıyor:
„O sıralarda Seyyit Ali Ağa’nın oğlu Hüseyin(İlk Millet meclisinde mebus olarak girmiştir) Pir Ahmed’in oğlu ve Ağa Bey ve daha iki kişiden oluşan bir Kürt heyeti Erzincan’a geldi. Bunlar Ermeni komitesi tarafından davet edilmişlerdi. Bir gece komite nezdinde konuk olduktan sonra ertesi gün belediye de yapılan toplantıda hazır bulundular. Halk heyecan içindeydi. Ne olacağını, ne yapılacağını soran gözlerde , derin bir endişe okunuyordu. Kürtlerden Ağa Bey: ‘Ateşkes koşullarına gore Erzincan cephesinin korunmasının Ermenilere ait olduğunu ve Fırat’ın öte ‘geçe’sinin Kürtler, bu ‘geçe’sinin de Ermeniler tarafından savunulacağını, kasabaya göçmüş olanların köylerine gitmelerini ve tarlalarını hazırlamalarını, bunun içinde Hüseyin Bey’in konağında oturan ‘Ermeni Kurbuz’undan belge almaları gerektiğini söylemiş, sözde ortalığı yatıştırmak istemişlerdi” diye yazıyor.(Ali Kemali, Erzincan……… Kaynak Yayınları, İstanbul, sayfa 103)
Ali Kemali yazısının devamında Kürdlerin daha sonra “davulcu yada zurnacı İbiş’in evine” gittiklerini, “halk büyük bir kalabalıkla onları izliyor ve kendilerinden kurtuluş dileniyordu” diyor.
Daha sonra İbiş’in evinden yeniden belediyeye dönüyorlar. Ali Kemali’nin anlatımlarına gore “halk akın akın arkalarından koşuyordu” diyor. Yine onun anlatımlarına gore başka Kürdlerde belediyeye gelmişti. Bunlardan “ Lolanlı Mamo, Mamo’nun dayısı Ali Ağa, Yusuf’un oğlu Kako ve başkaları” diyor.
Ali Kemali’ye gore Kürdlerin bu son grubu da “Ermeni Paşalarının davetiyle gelmişti“..
Fakat ilginç olan durum yazar Kürdlerin Ermeni komitesinin daveti sonucu geldiğini yazmasına rağmen, hemen ardından Ermenilerin Kürdlerin Erzincan’a gelmesi karşısında paniğe kapıldıklarını yazıyor. Ermeni komitesi Mehmet Emin Efendi’yi, komiteye çağırıyor “sorular sordular, Kürd ağalarının Erzincan’a gelme nedenini sorarak, ertesi güne kadar güvenliği bozan bir harekette bulunmayacakları konusunda güvence istediler. Onlardan başka Kürt gelecek mi diye sordular” vs. vs..”(Ali Kemali, age, sayfa 104)
Ali Kemali’nin verdiği bilgilere gore “Ermeni Komitesi” daha sonra Belediye Başkanı Osman Osman Nuri’yi ve Belediye Meclis üyesi Haci Hatipzade Yusuf’u çağırarak Kürdlerin gelişleri hakkında sorular soruyor. Onlarda bir malumatları olmadığını deklere ediyorlar.
Nuri Dersimi’de Ermenilerle Kürdler arasında yapılan bu görüşmelerden söz ediyor.
Nuri Dersimi şöyle yazıyor: “ Kumandan Lahof 1918 yılı ocak ayında Erzincan’ı terketmiş olduğundan, orada kalan Ermeni kumandanlarından Murat Paşa Dersimlerle kuvvetli bir ittifak yapmak istemişti. Bu hususta Alişêr Efendiyle yapılan görüşmelerde bazı önemli şartlar üzerinde uyuşulamamış ve Murat Paşa’nın teşebbüsü akim(sonuçsuz) kalmıştı.
Alişêr Efendinin beyanatına göre Murat Paşa yalnız Büyük Ermenistan amalini takip eden bir proje teklif etmiş ve Kürdistan muhtariyet ve istiklalı hakkında ittifaka girmekten çekinmiş olduğundan, kendisiyle uyuşmak mümkün olmamış ve bu sebeple meyusen Batı Dersim’e çekilmeye mecbur kalmıştır.” diyor.
Davut’ta makalesinde Alişêr ve Alişan Beylerin Kürd temsilcileri olarak Murat ile görüştüklerini ve daha sonra “Bir araba ve 16 Atlı ile Dersime gitti ve Dersim ileri gelenleri ile bir toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Dersimlilerin Şuura hükümetine aktif şekilde katılması kararlaştırıldı” diyor.
Nuri Dersimi’nin Alişêr’e dayandırdığı teze göre taraflar “Kürdistan ve Ermenistan meselesinde” anlaşamamışlar..
Nuri Dersimi’ye göre Murat Paşa Batı Dersimlilerle anlaşmayınca bu sefer Doğu Dersimlilerle anlaşmaya çalıştı.
Sözü N. Dersimi’ye bırakalım: “Murat Paşa Doğu Dersim aşiretleri reisleriyle dahi ayrıca anlaşmaya teşebbüs etmiş ve Keçelan aşiret reislerinden kayın biraderim Ağa beyi, Abbasan kabilesi reisi Seit Ali ağa oğlu Hüseini, Lolan aşireti reislerinden Mehmet, Ali ve Yusuf oğlu Keko ağayı Kürdlerin mümesili sıfatıyla Erzincan’a davet ederek, Desimliler adına istişarelere başlanmıştı. Murat Paşa bütün harp malzeme ve muhimmatının ermeni komitesi tarafından temin edilmesi şartıyla Dersim’den kendi kumandası altında muhim savaş kuvvetleri teşkilatlandırılmasını ve derhal müşterek bir Ermenistan-Kürdistan istiklali ilan ederek, devletin idaresinin kendi nufuzu altında bulunmasını ve bunlara benzer başka ağır şartlar ileri sürdüğü için , bu Kürt heyetiyle de uyuşmak mümkün olmamış ve Kürt heyeti Erzincan’ı terk ederek Dersim’e dönmüştür” diye yazıyor.(Nuri. Dersimi, age, sayfa 114-115)
Kürdlerin Erzincan’a gitmesi ve Ermenilerle görüşmesi tarihsel bir hakikattır. Fakat, bu toplantılarda Kürdlerle Ermeniler “bir Şûra” yada “ortak bir hükümet” meselesi konusunda anlaştılarmı? Eğer bir hükümet kurulmuşsa ismi neydi? Kürdlerin bu hükümette sahip oldukları görevler nelerdi?
İşgal döneminden kalan belediye yapılanması ve kadrosu “Erzincan Mütarekesi”nin imzalanmasından Ermeni Birliklerin şehri terketikleri 13 Şubat’ta kadar görevden kalmaları Şûra’nın ruhuna nasıl bağdaşıyor?
Yukarıda Ali Kemali’den aktardığım alıntıdaki Ağa Bey’in konuşmasını önemsiyorum.. Orada Ermenilerle Kürdler arasında Fırat’ın sınır olarak tespiti meselesi var.
Baytar Nuri’de bu mesele üzerine duruyor ve şöyle yazıyor:
“ Dersimliler, Rus kumandanı Lahof ve Ermeni kumandanı Murat Paşa ile uyuşmuş olduklarından Fırat’ın Doğu ve Güney mıntıkasıyla, Doğu ve Batı Dersim ve hususiyetiyle Ovacık mıntıkalarında Kürdistan hakimiyeti altında muvakkat bir siyasi varlık taraflarca tanınmıştı.” (Dr. Vet. M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, sayfa 113)
Davut Hoca, Muradov Paşa’nın bir konuşmasını aktarıyor. Muradov Taşnak Partisinin tanınan önder kadrolarından biriydi. “Sivaslı Murad” olarak biliniyor. Sivas’tan İstanbul’a gidiyor ve uzun yıllar orada kalıyor. Dahas sonra Kafkasya’ya gidiyor. 1904 yılında Sason ayaklanmasına katılıyor…. 1908 yılında yapılan darbeden sonra yeniden Sivas’taki köyüne dönüyor, evleniyor ve yerleşiyor. Murad, Antranig Paşa gibi milliyetçi bir Ermeni olarak Ermeniler tarafından “Ulusal Kahraman” olarak görülüyor. Daha sonra Murad Birinci Dünya Savaşına katılıyor ve 4 Ağustos 1918 tarihinde Baku’deki çatışmalarda yaşamını yitiriyor.( Murad hakkında daha fazla bilgi için Taşnak Partisi teorisyenlerinden Mikayel Varandiyan’ın 1931 yılında Boston’da(Ermenice) yayınladığı daha sonra 2006 yılında Murad of Sebastia adı altında İngilizce’ye çevrilen biografisine bakınız.)
Davut makalesinde Murad’a ait olduğu söylediği bazı konuşmalar var. Fakat, bu konuşmalarda söylenen bazı şeyler gerçek ile ilgileri yok. Örneğin Murad’ın “Ben 17 yıl Dersim Dağlarında yaşadım ve savaştım”.. söylemi Murad’a dahi ait olsa basit bir propagandadır. Zaten Murad’ın biografisine bakıldığı zaman da doğru olmadığı ortadır. Ben aynı kuşkumu çeşitli halkların kardeşliği konusunda Murad’ın açıklamalarına karşı da ifade etmek istiyorum.( belge lazım)
Fakat, şu noktanın altını çizmek lazım. Kürdler olmadan ne Ermeniler Erzincan savunmasını yapabilirdi, ne de Türkler Erzincan’ı alabilirdi. İki tarafta Kürdlere kazanma faaliyetleri içindeydiler. Munzur Dağlarına sahip olan Kürdler iki taraf üzerinde de Demokles Kılıcı gibi salanıyordu. Kürdlerin Ermenilerle ortak hareket etmesi durumunda Türkler Erzincan’ı yeniden işgal etselerde dahi çok zorlanacaklardı.
Davut hocanın makalesinde Murad’ın Türkleri tehdit eden ve 17 yıl Dersim’de kaldım adlı bölümüne benzer bazı tespitlerde Ali Kemali’nin kıtabında var(sayfa 104) Fakat, Davut Hoca’nın yazdıklarından farklı olarak Ali Kemali Muradov’un konuşmasında dinleyicilere “Dersim’den dört çipil Kürd getirmekle beni korkutamazsınız” diye bir tespit var.
Nuri Dersimi bu tespiti onaylar anlamında şöyle yazıyor: “Murad Paşa şartlarını tadil ve her iki taraf için kabulu mümkün makul tekliflerde bulunacak yerde Kürd köylerine hakarete ve Kürdlerin alehine konferaslar vermeye başlamıştı”(N. Dersimi, age, sayfa 117)
Nuri Dersimi’nin Alişêr’e dayandırarak söylediği şeyler bana daha mantıklı geliyor.
Alişêr’in “Murat Paşa yalnız Büyük Ermenistan amalini takip eden bir proje teklif etmiş ve Kürdistan muhtariyet ve istiklalı hakkında ittifaka girmekten çekinmiş olduğundan” dolayı antlaşma sağlanmamıştır yönündeki söylemi gerçeğe yakındır.
O dönemler ve daha sonraları Taşnak Partisine ait yayın organlarında çizelen “Büyük Hayastan” sınırlarını gördüğümüz zaman Alişêr’in söyledikleri daha da anlaşılır. (Bu konuyu merak edenler Ermenilere ait kaynaklara bakabilirler. Bırakın Erzincanı, Amed, Urfa Maraş’ta Büyük Hayestan’ın sınırları içindedir)
Zaten Ali Kemali’nin, Davut’un ve daha başka bir çok kaynağın Erzincan’da yapılan toplantı ve konuşmalarda bir dizi şahsiyetleri saymaları ve Alişêr’in isminin geçmemesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Alişêr, 20.yüzyılın başlarında Kürdistan’ın yetiştirdiği en büyük liderlerin başında geliyordu. Kürdistan’ın bağımsızlığı konusunda tutumu biliniyor. Eğer Alişêr, Murat Paşa ile anlaşmış olsaydı, Erzincan’da yapılan toplantılarda Kürdler adına konuşurdu. Eğer Kürdler delege seçip Erzincan’a göndermiş olsaydı, Alîşêr delegasyonun başkanı olurdu.
Daha fazla uzatmaya gerek yok. Alişêr ve Seyid Riza’nunda içinde yer aldığı bir grup Kürd liderinin Kurdistan Teal-i Cemiyeti aracılığıyla Paris Barış Konferansı düzenleyicilerine gönderdikleri mektup o dönemi daha iyi ifade ediyor.
Alişêr Koçgirizade
Kürdlerin Dêrsim, Erzıngan, Kangal, Sêwaz, Akteke,….. delegesi
Seyd Rıza
Dêrsim Şix Hesen Aşireti Lideri
Brahim
Dêrsim Seydan Aşireti Lideri
Mehmet Emin
Aşiret Lideri
Husên Mustafazade
Erzıngan Aşiretleri Lideri
Mahmud ve Mehmed Kamıl
Koçgiri Aşiretlerinin Liderleri’nin imzaladıkları mektuptan konumuza ilişkin kısa bir bölümünü aktarıyorum.
“Koçgirili Alişer Efendi 1916’da Erzingan’a geçti ve kürd delegasyonunun şefi olarak ruslarla görüşme yaptı.
11.11.1916’da, Rus İmparatorluğu ve müteffik güçler, Alişêr Efendi ile bir antlaşma imzaladılar.
Alişêr Efendi Dêrsim’li 11 aşiret lideriyle birlikteydi. Bu liderler savaştan sonra Kürd ulusunun bağımsızlığını ve haklarının tanınmasını istediler.
İmzalanan bu antlaşma özel bir komisyon tarafından Erzingan’da tercüme edildi. Dêrsim Ordular Komutanlığı tarafından Rus İmparatorluğu’na gönderildi. Gazetelerde yayınlandı.
Doğal olarak bu antlaşma Rus Ordusu tarafından mütefiklere de gönderildi. Bu dokumanın bir nushası bizim elimizdedir.
Daha sonra ise Rus Çarı’nın devrilmesi üzerine Erzingan’da bulunan Rus Orduları Lenin tarafından yönetilmeye başlandı. Lenin’in yönettigi bu ordular halkımıza karşı saldırıya geçtiler. Bu gelişme sonucu bizlerde karşı saldırıya geçtik. Bolşevikleri kendi topraklarımızın dışına atmaya mecbur kaldık.“(Sevê Evin Çiçek , “17 bin kişiyi ırmağa atıp boğdular“ adlı makalesine bakınız)
Alişêr Efendi, Seyid Riza ve arkadaşlarının bu mektubu ciddi bir şekilde irdelenmesi gereken tarihsel bir belgedir.
Ben burada bu mektup hakındaki görüşlerimi yazmayacağım. Konumuzu aşıyor. Ama şu tespiti yapmaktan geri durmayacağım. Bu mektubu Alişêr ve Seyid Riza’nun önderlik ettikleri Koçgiri ve Dersim hareketlerinin Kürdlüğüne gölge düşürenlere tarihsel bir tokat olarak görüyorum.
Alişêr ve arkadaşlarının mektubunda yer alan bilgileri bugün başka kaynaklarla doğrulayacak pozisyondayız.
Örneğin Alişêr bu mektupta şöyle yazıyor: ““Koçgirili kürdler geri çekilen Osmanlı Ordusuna darbe vurdular.” gerekçesiyle ordular sivil halka karşı saldırıya geçirildiler.”
Alişêr’in mektubunda geçen bu bilgileri yani Osmanlı orduları geri çekilirken Dersim Kürdleri tarafından saldırıya uğradıkları meselesini General G. Korganoff’da doğruluyor. Korganoff şöyle yazıyor: “1916 yılının Şubat ayında Türkler Erzurum kalesini boşaltmak zorunda kaldı. Yüzlercesi şimdi Türklerle ittifak halinde olan bu Dersimli Kürdler tarafından haince öldürüldü ve talan edildi”( General G. Korganoff, age, sayfa 96)
Korganoff’un burada sözünü ettiği Sansa boğazındaki çatışmalardır. Daha sonra Ermeni Birlikleri Erzincan’dan geri çekilirken bu boğazda Dersim Kürdlerinin saldırısına uğruyorlar.(sonra bu hususa geleceğim)
Diğer bir husus ise Alişêr efendinin Rus Çarlığı yetkilileriyle bir antlaşmaya varmasıdır. Bu antlaşmanın içeriğine dair elimizde resmi belgeler yok. Fakat, buyük ihtimale Rusların Abdulrezak Bedirxan ile yaptıkları antlaşmanın bir benzeri olacak.(Kamil Bedirxan ve Prens Şachovski’nin raporlarına bakınız)
Nuri Dersimi’de Alişêr’in Ruslarla olan ilişkilerini farklı bir şekilde gündeme getiriyor. Türkler o süreçte Kürdleri kazanma politikalarını hayatta geçiriyorlar. Bu konuda sözü Nuri Dersimi’ye bırakalım: “Vehip Paşa fırsattan istifade ederek Dersimlileri Türk görüş noktasına getirmek istiyordu. Alişêr’in Rusyaya iltihakını mazur gördüğünü ilan ederek, mumailehi Ovacık aşiret reisleriyle birlikte Suşehri ordu merkezine davet ve taltiflerde bulundu, ordu merkezinde göz hapsi altında bulundurduğu Koçgirili Alişan ve Haydarı serbest bıraktı. Alişêr, Vehip Paşanın vadlerine emniyet etmedi ve Ovacık mıntıkasına dönerek orada kaldı” diyor.(N. Dersimi, age, sayfa, 115)
Burada açık bir şekilde görüldüğü gibi Alişêr’in Çarlık Rusyası ile işbirliği içine girmiştir.
Nuri Dersimi “Alîşêr, daha 1914 Dünya Savaşı’nda, Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlamak amacıyla, Erzincan’a kadar gelmiş bulunan Rus Ordusu’na katılmış; Koçgiri, Sivas, Malatya ve Dersim bölgelerinin Kürt temsilcisi sıfatıyla, Rusya koruması altında özerk bir Kürdistan yönetimi kurulması için çalışmıştır” diyor. Daha başka kaynaklarda bu ilişki üzerine duruyorlar.
Alişêr Efendi ve arkadaşlarının mektuplarında
“Daha sonra ise Rus Çarı’nın devrilmesi üzerine Erzingan’da bulunan Rus Orduları Lenin tarafından yönetilmeye başlandı. Lenin’in yönettigi bu ordular halkımıza karşı saldırıya geçtiler. Bu gelişme sonucu bizlerde karşı saldırıya geçtik. Bolşevikleri kendi topraklarımızın dışına atmaya mecbur kaldık.“ yönündeki tespitleri Davut arkadaşın “Erzincan Hükümeti” yada “Erzincan Şûrası” tezinin içini boşaltıyor.
Davut arkadaş makalesinde Erzincan’da yapılan ilk görüşmelerin mimarının Alişêr olduğu ve daha sonra Alişêr Dersim bölgesine geçiyor ve seçilen Kürd temsilcilere önayak oluyor gibi tespitlerde bulunuyor. Davut’un makalesinde ileri sürdüğü iddialar Alişêr tarafından doğrulanmadığı gibi, Alişêr ve Seyid Riza Bolşeviklere karşı savaştıklarını söylüyorlar.
Bolşevik dedikleri de Davut’un “Erzincan Hükümeti” dediği yapılanmaya karşı savaştır.
Alişêr, Seyid Riza ve arkadaşlarının bu mektubu Paris Barış Konferansına göndermeleri gözönüne bulundurarak “anti Bolşevik” vurgusunun Batılı devletlerin sempatisini kazanmak amacıyla yapıldığı hipotezi ileri sürülebilinir.(Bu konuya ilişkin belgeleri ortaya koymak gerekecek)
Daha önce Nuri Dersimi’nin Kürdlerle Ermenilerin niçin anlaşamadıklarını Alişêr’e dayandırdığı aktarmıştım.
Türk resmi kaynakları Alişêr’den nefret ettikleri ona ilişkin tüm bilgileri çarpıttıkları biliniyor. Ali Kemali bir olayı anlatıyor. Olay şöyle: “Öbür yandan Koçgiri Aşiret reisinin katibi, Alişan Bey namında bir adam Erzincan’a gelerek Rus ordusuna etlik hayvan bulmaya başladı. Binilecek 2, eşya taşınacak 8, yani 10 baş hayvanla da Erzincan’dan hareket etti. Emrinde er olarak 10 Rus askeri vardı. Alişan Bey, atları zorla alarak ve erlerden üçünü esir ederek Rus sınırını aşmıştı” diyor(Ali Kemali, age, sayfa 99)
Daha sonra Ali Kemali Kürdlerle “sırdaş” olduğunu ileri sürdüğü Abdülmabut Bey’in devreye girdiğini atları ve esirleri geri aldığını böylelikle müslümanların Lahof’un hışmından kurtulduğunu yazıyor. Ali Kemali’nin aktardığı bilgiden “Alişan’ın tucarlığını” bir kenara bırakırsak, Alişan “Koçgiri aşiret reisinin katibi” değil, aşiret reisidir. O dönemler Koçgiri aşiret reislerine “katiplik” yapan Alişêrdir.
Nazmi Sevgen de bu olay üzerine duruyor, bu olayı gerçekleştireninin Alişan değil, Alişêr olduğunu şöyle yazıyor: “. Erzincan’da Ruslar’ın et müteahhidi olarak ortaya çıkan Alîşêr, Rus komutanlığından, orduya sığır almak üzere yediyüz Türk altını, yanına da bir manga kadar Rus askeri ve on beygir almış, Munzur Dağları’nı aştıktan sonra Ruslar’ın elinden hayvanlarını alıp ve askerlerden de üçünü esir ederek Dersim’e yürümüştür. Bu olay, esasen Türk düşmanı olan Erzincan’daki Rus komutanı Lahof’un büsbütün Türkler’e karşı harekete geçmesine sebep olmuştur.”diyor.(aktaran, M. Bayrak, „Koçgiri İsyanı Alîşêr ile Zarîfe“ adlı makalesi)
Türk resmi ve anti Kürd tarihçilerinin Alişêr’i „ticaret işleri“ yapan biri olarak göstermeleri onun o dönemler içine girdiği siyasal faaliyetlerini gölgelemek amacını taşıyor. Eğer Alişêr’in „Rusların hayvanlarına el koyması ve askerlerini esir alması“ bilgisi doğruysa bu Ruslarla olan kopuşun başlangıcı olabilir. Yani Davut’un makalesinde „Erzincan Hükümeti“ dediği sürece denk geliyor. Çünkü, burada devreye giren Abdülmabut Beydir. Davut’un makalesinde Müfti olarak geçen Türkler adına Alişêr ve Muradov ile “Şûra” için ilk görüşmeleri yapan adamdır. Bu ise bu gelişmenin “Erzincan Mütarekesi” sürecinde yaşadığını gösteriyor. Bu bilgileri Alişêr’in Dr. Nuri Dersimi’ye niçin Ermenilerle anlaşamadıkları yönünde aktardığı bilgilerle birleştirdiğimiz zaman Davut’un arkadaş makalesinde ileri sürdüğü “Kurulan Erzincan Rençber ve amale Şuurası” tarihsel gerçeklikliği ifade etmiyor. Davut, Mitingde kızıl ordudan bir yetkili de konuşma yaptı:“……………Kurulan Erzincan Rençber ve amale Şuurasına her türlü desteğin verileceğini söyledi. Mitingde Kürt Ermeni ve Türk temsilcileri adına da konuşmalar yapıldı. Miting bir bayram havasına dönüşmüş, eski düşmanlar barışıyordu, eski güzel anılarını anlatarak nasıl kapı-komşu ve iç içe kardesçe yaşadıklarını anlatıyorlardı.“
Davut’un makalesini var olan belge ve verilerle birlikte yeniden okuduğum zaman halkların kardeşliğini temel alan güzel bir konsturksiyon yaptığı düşüncesi bende hasıl oldu.
Davut’un makalesinde bir hayli yanlış bilgiler var. Bunların içinde bir hayli yanlış bilgiler var.
Bunlardan biri Mehmet Emin ile Hatipzade Yusuf’un Türkler tarafından idam edilmeleridir.
Davut şöyle yazıyor:
„ Hasan Lütfi bey komutasındaki 9.kolordu birliklerinin, tekrar Paluya geri dönmesi ve Dersim üzerinden Erzincana saldırılmaması koşulu ile kuşatmayı kaldıracaklarını bildirirler. Ancak Dersimlilerin uyarılarını dikate almadan gelen Hasan Lütfi bey dönüş için Dersimlilerden çekinmekte ve kendisine birkaç rehber verilmesini ister. Dersimliler yanlarına Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi verirler. Hasan Lütfi bey, Peri suyuna kadar refakat ederek, oradan ayrılmak isterken bu iki kişiyi tutuklar, paluda �divanı harp�te şuura çalışmalarına katıldıkları, askere mukavemet ettikleri ve vatana ihanet ettikleri suçlamaları ile idama mahkum edilirler ve aynı gün asılırlar. bu olayda öfkelenen Bazı Dersimliler Binbaşı Cibranlı Halit Beyin tutuklanmasını isterler, ancak Erzurumdan yeni dönen Seyit Rıza ve Hasan Vefa bey buna karşı çıkarlar.“
Şu noktanın altını çizmek istiyorum. Seyid Riza’nun Erzurum’a gidişi ve gelişi denilen süreç, Ermenilerin Erzincan’ı terketmesinden sonradır. Yani Erzincan’dan itibaren Erzurum’a kadar Ermeni Birliklerini kovdukları süreçtir.
Seyid Riza’nun kendisi ve ona bağlı olan güçler hâlâ Kazim Karabekir’in güçleri Erzincan’a gelmeden yarım gün önce Erzincan’a giriyorlar.(bu meseleye sonradan geleceğim)
Evet, Davut’un makalesinde sözünü ettiği „Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi“ tutuklanması bir olay var. Fakat bu olay Davut’un sözünü ettiği gibi Türk ordusunun Dersim’den çekilmesi için kuriye olarak verilmiyor. Bu olay Doğu Dersim’de gerçekleşmiyor.
Bu olay Erzincan çevre köylerinde oluyor. Davut’ta makalesinin bir yerinde “Mehmet Emin Bektaşi’nin Erzincan Belediye Başkanı“ olduğunu söylüyor.(Fakat bu konuda farklı bilgiler var) Yine makalesinde “Şûra faaliyetlerine katıldıkları için idam ediyorlar” diyor.
Burada sözkonusu olan “Erzincan Şûrası”!!!dır.
Mehmet Emin Bektaşi ile Katipzade Yusuf Erzincan Belediye’sinde çalışıyorlar. O dönemler Fırat’ın Kuzey yakasında bulunan Cimin (aktüel olarak Üzümlü Kazası olarak biliniyor) Köyünde bazı olaylar oluyor. Söylentiye gore: “Cimin köyü halkı ücretli Kürd fedaileri tutarak Erzincan’a o yönden baskı yapmak, yani kasabadaki hemfikirleriyle birleşip Ermenileri öldürmek girişimindeymişler; bir yandan kuşkuları gidermek, öbür yandan Cimin halkıyla Kürdleri uyuşma yoluna çekmek için bir heyet gönderilmesi uygun görüldü”(Ali Kemali, age, sayfa 107)
Daha sonra bir Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf bey’den oluşan bir heyet Cimin köyüne gidiyor. Heyet Alana varmadan once Cimin köyüde dahil olmak üzere bölgedeki bazı köyler “Milislerin” denetimine girmiş bulunmaktadır. Eğer Dr. Nuri Dersim’inin verdiği bilgiler doğruysa Seyid Rizo’ya bağlı güçler Deli Halid Paşa ile birlikte o alanda olması gerekir.(Çerkez asılı olan Deli Halid Paşa 1925 yılında Türk meclisinde öldürülüyor)Dr. Nuri Dersimi “Seyid Rizo ancak bir kısım Ovacık aşiretleri birleşmiş ve bunlar Munzur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334(1918) Erzincan merkezini harben işgal etmişlerdi” diyor(Geniş bilgi için Dr. Nuri Dersimi, age, sayfa 118-119)
Ali Kemali’nin Heyet “milisler tarafından yakalandı” yönündeki tespiti Nuri Dersimi’nin söylemiyle birleştirilirse belkide Mehmet Emin ile Hatifzade Yusuf beyi tutuklayanlar Seyid Rizo’ya bağlı güçlerdi.(bu konuyu başka belgeler ışığında irdemek lazım.)
Davut makalesinde bu iki şahsiyetin idam edildiğini yazıyor, fakat bu bilgi eksiktir. Hatifzade Yusuf bey idam edilyor. Mehmet Emin Bektaşi ise yargılamak amacıyla Elazığa gönderiliyor.
Ali Kemali kitabında “Erzincan Rus İdaresinde” adlı bölümünün altına şu notu düşmüştür: „ Bu sözü geçen olayın bizzat tanığı ve “Bektaşi” adıyla anılan Avukat Mehmet Emin Efendi’nin ayrıntılı ve kanıtlı anı defterinden aldım. Adı geçene şükran borçluyum. A.K)diyor.
Acaba Mehmet Emin Bektaşi daha sonra serbest mi bırakıldı? Ali Kemal’i gibi birinin Davut’un Türklerin „hain“ olarak gördükleri ve öldürdükleri düşündüğü bir adama „şükran borçluyum“ demesi pek bana mantıklı gelmiyor. Her halde serbest bırakıldı.
Davut makalesinde tarafların silahlarını “Belediye Başkanı Mehmet Emin Bektaşi’nin adamlarına teslim etmesi gerekiyordu.” diyor ve ardından Muradov’un Türkleri azarlayan devrimci bir konuşmasını veriyor. Alınan bir karara bağlı olarak taraflar 5 gün içinde silahlarını teslim edecekler. Sözü Davud’a bırakalım: “Tanınan beş günlük süre içinde, Ermeniler, ellerindeki silahları, Türkler teslim etmediği takdirde geri almak kaydıyla silahlarını teslim ettiler. Beş gün sonra, Türkler silahları teslim etmediği için ermeniler silahlarını geri aldılar” diyor.
Ermenilerin silahlarını teslim etmesi meselesi doğru değil ve mâkulda değildir. Ermeni Birlikleri silahlarını Belediye Başkanı’na teslim edecek kadar saf ve hayalci değillerdi. Rus Birliklerinin çekilmesinden sonra Ermeni Birlikleri onların yerini aldılar. Rus asılı General Lahof’un gitmesinden sonra onun yerine Rus ordusunda albay olan ve aynı zamanda Ermeni asılı olan Morel geldi. Ermeniler “Erzincan Mütarekesi”nden Ermenilerin Erzincan’ı boşaltıkları 13 Şubat 1918’e kadar yani Davut’un “Şûra süreci” olarak gördüğü aşamada tüm güçleriyle silahlanmaya ve askeri güç oluşturmaya çalışıyor.
General G. Korganoff’un anlatımlarına bakılırsa “ 30 Ocak 1917’de Erzincan bölgesi yalnızca Ermeni nizami ve gayri nizami güçleri tarafından müdafaa olunuyordu. Yalnızca kendi güçlerine dayanmak zorundaydılar.”
(General G. Korganoff, Participation des Armeniens a la Guerre Mondiale sur le Front du Caucase, 1927, Paris, sayfa 89)
General G. Korganoff’un “ Gönülü Ermenilerin oluşturduğu 3 batalyondan oluşan bir piyade alayı Rus ordusu ile geri çekilmeyi reddetti” diye yazıyor.(Korganoff, age, sayfa 87) General Korganoff sözünü ettiğim eserinde Ermeni Alayı’nın sahip olduğu askeri araçlarının bir dökümünü de yapıyor.
Ermeniler tüm güçleriyle Erzincan ve çevresini gelecek olan Türk genel saldırısına ve özellikle sürekli çatışma içinde oldukları Kürdlere karşı güçlendirme çabaları içindeydiler.
Ortada düzenli bir askeri yapı var. Bu askeri yapı Ermenilerin hayat sigortasıydı.
Ermenilerin silahlarını götürüp ne olduğu dahi tartışmalı birine, Mehmet Emin Bektaşi ve adamlarına silahlarını teslim etmeleri kendi elleriyle ölüm fermanlarını imzalamaktı.
Ali Kemali Mehmet Emin Bektaşi için “ istihbarat ve basiretli hareket etme görevleriyle Belediyede kalmış olan Mehmet Emin Bektaşi” diyor.(Ali Kemali, age, sayfa 103-104)
Ali Kemali’nin notlarında yararlandığı şükran borçlu oduğu istihabat amaçlı belediyede kaldığı ve daha sonra serbest bırakılan bu adama neden Ermeniler güvensin siahlarını teslim etsin..
Ermenilerin silahlarını teslim etme meselesinin maddi ve gerçekçi dayanakları yok.
Eğer Ermeniler Erzincan ve çevresindeki Kürd ve Türkleri silahsızlandırmak istiyordu, denilse akla yakın ve mantıklı olurdu.
Erzincan Mütarekesinden 18 Aralık 1917’den 13 Şubat’ta kadar bölgede, Erzincan ve çevresinde sürekli çatışmalar v

İlgili Haberler

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)
Siyasi

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)

    Aso Zagrosi   İbn Xaldun İslam dünyasının en önemli tarihçilerinden, filozoflarından ve sosyologlarından biridir. İbn Haldun, ünlü tarihçi ve sosyolog olarak bilinir ve "Mukaddime" adl...

2 yıl önce 1,902

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine
Siyasi

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine

Son yıllarda Türk devletinin çabalarıyla Mela Gorani Şarezori’yi gölgede bırakarak Şeyh Akşemseddin üzerine bir dizi kitap ve “akademik” çalışma yaptırılarak Türk yapma çabası, tarihsel gerçeklerle ba...

2 yıl önce 1,533

Sadi Şirazi Kürt müydü?
Siyasi

Sadi Şirazi Kürt müydü?

  Sadi Şirazi, dünya edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen bir şairdir. Özellikle "Bostan" ve "Gülistan" adlı eserleriyle tanınan Sadi, yüzyıllar boyunca çeşitli dillere...

2 yıl önce 2,524

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.