Siyasi

Kürd  Trajedisinin   Komedyaya  Dönüşmesinden  Kürdlerin Hiç mi  Rolü Yok?

16.05.2019 4,472 görüntülenme

Kürd  Trajedisinin   Komedyaya  Dönüşmesinden  Kürdlerin Hiç mi  Rolü Yok?

Kürd  Trajedisinin   Komedyaya  Dönüşmesinden  

Kürdlerin Hiç mi  Rolü Yok?

Aso Zagrosi

16 Mayıs    günü, Sykes-Picot Antlaşması tam  100 yılını dolduruyor. Bilindiği gibi bu gizli antlaşma   16 Mayıs 1916  yılında  imzalandı ve 

16  Mayıs 2016 tarihinde  ise tam  100 yılını dolduracak.

 

Ortadoğu  ve   Mezopotamya’nın  en  stratejik alanlarını   kendisine  yurt eden Kürdler,    sistemli jenositlere 

   ve  milyonlarca   şehide  rağmen   bölgenin en  büyük  halklarından biri  olarak hala   varlığını devam ediyor.

 

Kürd halkı  bağımsızlığı ve   özgürlüğü  için   dünyada   eşine  rastlanmayan büyük ve  kanlı mücadeleler  yürüttü, 

   büyük bedeller  ödedi ve  hala da   ödemeye devam  ediyor.

 

Fakat,  Kürdistan siyasal  coğrafyasında   fazla  değişim  yok.

Tarih boyunca   Kürdlerin neden  kendi  bağımsız devletlerini  kurmadıklarına    dair yapılan  tartışmalarında  genellikle     

 3    temel  sebep  gösterilir:

 

  1. Dış  Destek,
  2. Kürd Birliğinin Yokluğu,
  3. Kürdlerin  Kürd  düşmanı  devletlerle  girdiği ilişkiler,

Birinci   maddeyi şimdilik  geçiyorum.    Dış güçlerin    Kürdlerin  bağımsızlık özgürlük  mücadelesine  karşı   

Kürdistan’ı işgal eden  sömürgeci  güçlere  her türlü desteği  verdiğini   biliyoruz. Bu  konuda da  bir hayli   belge var.

 

Kürd Birliğinin Yokluğu Meselesi

 

Kürd  birliğinin yokluğu  ve  Kürdlerin birbirleriyle  kanlı  savaşlarının tarihi  yeni değil.   Kürd siyasal  coğrafyasında   bu olay bir  habitus ve  kültür  haline gelmiştir. Türkler  bizim  coğrafyamıza  ayak basmadan  önce  yani  9. ve  10. Yüzyılda  Kürd  Mirleri    aktüel Kürdistan’ın çok  ötesinde    geniş bir alanda    hakimiyetlerini    sürdürüyorlardı...  Şeddadiler,   bugünkü Gürcistan, Ermenistan ve  Azerbaycan’ı kontrol ediyorlardı.    Rewadi Mirliği   Urmiye, Tebriz,  Meraxe, Xoy, Salmas  Merend ve Doğu Kürdistan’ın   büyük bir  alanının da     hüküm sürdürüyorlardı.  Hezbaniler    Hewler   ve  çevresini,   Hesnewi Kürd  devleti,  Dinewer, Hamadan,  Kirmanşah, Nehawend,  Brucird, Masnan, Asdabad, Şapurxwast, Samxan ve   daha başka  bölgeleri kontrol ediyordu.   Merwaniler  Amed ve  Farqin dahil  Kuzey  Kürdistan’ın bir  çok alanında   hüküm sürdürüyorlardı. Bad’ın kendisi  Musul  savaşı sırasında   öldürüldü.  Enaz Mirliği   Hulwan  ve çevresinde   hüküm  sürüyordu. Yani  daha  fazla   tabloyu genişletmeden   şunu   söyleyebiliriz ki    bölgenin   tüm  stratejik  alanları Kürdlerin  elindeydi.

Bu  Kürd Hanedanlıkları  arasında   dış düşmanlara  karşı   işbirliği yada  federal  bir    sistem  olmuş  olsaydı   Selçuklular  asla  Kürdistan’a  giremezlerdi.   Her biri  tek başına  Selçuklulara  karşı  koymaya çalıştı.  Diğerleri  hepsi seyirci  kalıyordu.   Selçuklular tek   tek   Kürd hanedanlıklarını  tasfiye  etti yada   kendisine  bağladı.

 

 Kürd Hanedanlıkları    bir yandan  birbirleriyle   boğuşuyorlardı, diğer  yandan ise   kendi  Mirlikleri içinde   baba-oğul ve  kardeşlerin iktidar  savaşları  içindeydiler. Hatta   yüzyıllarca   varlığını sürdüren  hanedanlıklarını   yıkmak için  kardeşlerden  yada oğullardan biri   Selçukların  yada   Arapların safına  geçebiliyordu.

Kürd  Hanedanlıklarının  yıkılmasında Kürdlerin kendi  içindeki  iç kavgaları ve  iç  düşmanlıkları önemli  oynadı.  El  Umari  haklı olarak  Kürdleri tahlil ederken:  “Kürdler  sayılmayacak kadar çoklar. Fakat  kendi  içlerinde ateşli çelişkileri  ve karışıklık  var. Her  kalkışları,   içlerindeki çelişkilerden dolayı  kesilir.. Eğer  böyle  olmamış olsaydı  çevre   ülkeleri kendi  kontrolleri altına  alırlardı.   Fakat,  kendi içlerinde  söz birlikleri yok ve  düşünceleri  farklıdır. Kürdler  sürekli bir birlerinin kanına  giriyorlar.   Tek bir reisleri de yok.  Kürd kadınları   kanlı  göz yaşı döküyorlar”  diyor.(Akt, Kamuran Aziz Abdullah,   Hokarî  Serhildan û ruxanî Mîrnîşînî  Kurdîyekan Le  Serdemî  Ebbasîyan da,  Hewler,  2012, sayfa 111)  

 

Şerefxan  Bitlisi de Kürdlerin  bu  durumunu görüyor ve  bu  konuda   Osmanlı Tarihçisi Sadeddin’den  şu alıntıyı yapıyor:  “Kürdlerin  her biri,  dağ doruklarında ve vadi derinliklerinde tek başına  ve özgür yaşamayı tercih  ederek,  keyfince ve münferit yaşama bayrağını kaldırır. Allah’ın  birliğini ifade  eden Müslümanlıktaki  kelime-i şehadetten başka, onları birbirine bağlayan bir bağ  yoktur” (Şerefxan  Bitlisi, Şerefname,  1976,  Sayfa 24)

 

Kürdistan’da  var olan farklı din  ve mezhepleri  gördüğümüz  zaman “kelime-i şehadetten” de  birliği  sağlayan bir  unsur olmadığı  açıktır.   

 

Kürdistan’da   yaşanan iç kavga ve iç savaşlara değinmek  gerekirse   yüzlerce ciltlik eserler  yazmak  gerekecek. Bir de  Kürd bireylerinin ve  Kürd aşiretlerinin çatışması eklenirse Kürd  trajedisinin  boyutları daha da   vahim bir şekilde   gözler önüne  serilir.   Kürd   DENBÊJLERÎNÎN    kan davaları  söyledikleri  STRANLARIN    sayısı bile  bilinmez.    Hem de birilerini  yada   diğerlerini KAHRAMANLAŞTIRARAK   seslendirilir.    Her aşiretinin ve   her  meşhur ailenin  Dengbêjleri vardı.     Ben bu tip stranlardan yüzlercesini   dinlemişim. Keşke  bir Kürd  “Kürd Stranlarında  Kürdlerin  İç Kavgası”  üzerine bir çalışma  yapsaydı.

 

Neyse  konumuza geçelim.  Kürd tarihinde     yüzlerce yıl varlığını  sürdüren  bazı Kürd  Hanedanlıklarının   iç kavgalarından  bazı  örnekler vermek istiyorum. Bu örnekleri  Osmanlı  ve Safeviler   dönemi ve   sonrasına ilişkin   vermeyeceğim.     Bu örnekleri   Abbasiler  döneminde   varlığını  sürdüren Kürd   Hanedanlıklardan  vereceğim. 

   Şerefxan Bitlisi   bu  Hanedanlıkların  başında   bulunanlara  “Kürd  Hükümdarları”   diyor.

 

İlk  örneği   Şarezor ve   Dinewer Hükümdarları olan   “Hasanweyh”lerden vermek istiyorum. Hesenwehlerin  tarihine  girmeyeceğim. Sadace  1009   yılında başlayan  Mir  Bedir ile  oğlu  Hilal arasında   yaşanan   kavgaya  değinmek  istiyorum.  Mir Bedir   oğlu  Hilal’ı  çevresinden  uzaklaştırıyor ve kendisini  Samxan’a yönetici  olarak  görevlendiriyor.  Yani  bir nevi sürgün  hikayesi. Hilal  babası  adına  Şarezor’u yöneten  Bin Mazi’ye  saldırıyor,  Bin Mazi’yi ve ailesini öldürüyor,  mal ve mülklerine  el koyuyor. Mir  Bedir  bu haberi  alınca  büyük bir askeri güç  ile Şarezor’da  bulunan   oğlu Hilal  üzerine  yürüyor. Yapılan  savaşta  Mir Bedir yenildi ve  geri çekildi. Daha  sonra     Hilal ise  Bağdat yönetiminin  saldırısına  uğradı ve  esir düştü.    Mir Hilal   belli bir hapiste kaldıktan  sonra  serbest kaldı ve  çatışmada  öldürüldü.    Mir  Hilal’ın  öldürülmesinden  sonra oğlu  Tahir  belli bir dönem   yöneticilik yaptı.    Baba, oğul,  kardeşler ve torunlar  arasındaki  kanlı savaşlar neticesinden   Heseweh  Hanedanlığı  güçten  düştü ve sonuç  olarak   Hilal’ın  torunu     yani   Tahir’in oğlu  Bedir  Dinewer ve  Qumş  yöneticisi olarak  Selçuklu  İbrahim Yenal’ın  hizmetine  girdi.

 

Ennaz Kürd  Hanedanlığı   içinde de  iktidar kavgası  çıkıyor.  Ebu  Şewk  ile  kardeşi Mühelhel  arasında sorunlar  çıkıyor ve  süreç içinde kanlı  çatışmalara  dönüşüyor. Savaşı  nedeni  ise  Ebu Şewk’ın oğlu  Ebu Fethi   bir Kürd kalesine  saldırıyor. Bazı tarihçilere  göre  kalenin sahibi olan Mir’in  eşi   kalede  direnişe  geçiyor.  Bazılarına göre   ise   o an  kale de  kimse yoktu.   Sonuçta   kalenin sahibi olan  kadın  Mir Mühelhel’e   gidiyor ve   kardeşinin oğlunu  şikayet ediyor. Mir  Mühelhel bir askeri  birlikle  kaleyi kuşatıyor ve   Ebu Şewk’ın  oğlu  Ebu  Fethi’yi tutuklayıp  hapse attıyor.

Ebu  Şewk bu haberi alır almaz   oğlunu  kurtarmak için  bir askeri birlikle    kardeşi Mir  Mühelhel’in  üzerine yürüyor.     Yapılan   savaşta  Mir  Şewk  başarılı olamıyor ve oğlu da   hapiste  ölüyor.

Mir Şewk  1045 yılında  vefat  ediyor.   Mir  Mühelhel  tüm  Ennaz Hanedanlığını  kontrol etmek istiyor.  Fakat bu sefer   Mir Şewk’in oğlu   Said   ona karşı tavır aldı.  Sonuç olarak    iç kavgalar  neticesinden   büyük oranda   güçten düşmüş,   dış  saldırılara karşı   kendisini koruyamaz  duruma  düşen  Ennaz Hanedanlığı  adına    Mir Mühelhel   1051  yılında   Selçuklu  kralı  Tuğrul Beye bağlılığını  bildiriyor.

 

Aynı  iç kavgalar  Şeddadi  Kürd Hanedanlığı   içinde de yaşanıyor.    Muhamed’in  oğlu Mir Merzeban  babasının ölümünden   sonra  Şeddadilerin başına geçti.     Kardeşi Fazlun   onun  hükümdarlığını  tanımadı. İki taraf arasında  yapılan çatışmada   Fazlun   Mir Merzeban’ı  öldürüyor. Savaş ve  çatışmalar  daha sonra  çocukları tarafından  sürdürülüyor. Uzun yıllar  Bizans  İmparatorluğu ile çatışan  ve  bazı savaşlarda da  Bizansları   yenen Şeddadileri   iç  kavgalar bir hayli  zayıflatıyor.   Her ne kadar   Selçuklular döneminde   iktidarlarını  koruyorlarsa da    bir çok alanda  toprak kaybına  uğruyorlar.(Daha fazla  detay için  Şeddadiler  Üzerine yazdığım  yazı serisine bakınız)

 

Rewadi Kürd Hanedanlığı,  Hezbani Kürd Hanedanlığı ve   Merwani Kürd Hanedanlığı   içinde de benzer  olaylar  yaşandı.  Rewadi  Miri  Mir  Ebu  Hicya  ile kardeşi Merzeban  arasındaki  çatışma.   Her ne kadar  Mir Ebu Hicya  kardeşini yeniyor ve tutukluyor.   Merwani  Kürd Hanedanlığı   sırasında da   Mir  Nizameddin  ile  kardeşi said   arasındaki  kavgalar ve  savaşlar.  

 

Ben  burada   bu  Kürd  hanedanlıkların  saflarında   yaşanan  tüm kavgaları  değil,  Kürdistan’ın  dış saldırılarla  karşı karşıya  kaldığı  bir döneme dair  bazı  örnekleri seçtim.  Bu  iç kavgalar  beraberinden  dış güçlerle    ilişkiyi de beraberinden   getiriyordu.

 

 Kürdlerin   Kürd düşmanı  devletlerle   girdiği ilişkiler,

 

Hesenweh   Hanedanlığı içindeki  çatışmalar     yani  Mir  Bedir  ile  oğlu  Mir Hilal arasındaki  çatışmalar sırasında  Mir Bedir  Bağdat’tan   askeri yardım  istiyor.  Bağdat,    Vezir   Faxir El Mülk  Ebu Qalib  komutasında  büyük bir askeri gücü    Hilal’ın üzerine  gönderiyor.   Hilal   var  olan  askeri   güce  karşı  koyamayacağını  anlayınca Faxir El Mülk  Ebu  Qalib’e bağlılığını  bildiriyor.  Vezir kabul ediyor, fakat   babası  Bedir bu öneriyi  reddediyor.    Yapılan savaş  sonucunda   Hilal esir  alınıyor ve  Hilal’ın kalesinde  bulunan  tüm zenginlikler  talan ediliyor. Heseweh   Hanedanlığı güçten  düştü ve  sonuç olarak   Hilal’ın   torunu    yani   Tahir’in  oğlu Bedir  Dinewer ve  Qumş  yöneticisi olarak  Selçuklu  İbrahim Yenal’ın  hizmetine  girdi.

 

Ennaz  Kürd Hanedanlığının  iç çatışmaları  sırasında   yine dış güçleri  yardıma  çağırıyorlar. Mir  Mühelhel  ile  Mir   Şewk arasında  yaşanan  savaşta   Mir  Şewk   Ela Eldewle’yi  yardıma çağırıyor.   Ela  Eldewle büyük bir askeri güç ile  Dinewer ve  Şarezor’u  işgal ediyor.   Büyük bir talandan  sonra   halka karşıda   katliamlar  yapıyorlar. Mir  Mühelhel  1051  yılında    Selçuklu kralı  Tuğrul Beye  bağlılığını bildirmeden  önce   kardeşinin oğlu   Said   daha önce   Selçukluların safına  geçmişti.   

 

Merwani  Kürd Hanedanlığı  sırasında   ise Mir  Nizameddin ile  kardeşi  Mir Said  arasında yaşanan  sorunlar neticesinden   Said   Selçuk Sultan’ı  Tuğrul’a  sığınıyor ve     Selçuk ordusunu  Amed ve  Farqin  üzerine  getiriyor.   Tuğrul Beyin    Rewadi Hükümdarı    Wehasuzan’ın  yerine  oğlu  Memlan’ı  getirmesinin altında da   bu ilişki  yatıyor.    Bilindiği gibi  Selçuklular  biraz güçlendikten  sonra   iktidara getirdikleri  Kürdleri de görevlerinden alıyorlar.   Hezbanilerde de farklı bir  durum yoktu.    O kadar örnek var ki  hepsini  aktarırsam kitap yazmam lazım.

 

Daha aktüel  bir  örnek vermek gerekirse   BABAN  KÜRD MİRLİĞİ  sırasında    5 kardeş   37 yıl boyunca   iç kavgaya  giriyorlar.

 

Xalid  Paşa’nın  5  oğlu   Suleyman, Ahmed,  Muhammed, Mahmud ve Omer,  tam   37 yıl boyunca   (1746-1783)  birbirlerine karşı   iktidar  savaşını yürütüyorlar..  Bu süreç  boyunca   kardeşlerin her biri   bir çok defa İran  ile  Osmanlı devleti  arasında   saf değiştiriyorlar.

 

Kürdlerin  kendi aralarındaki   iç savaşı ve  Kürdistan’ı  işgal eden güçlerle    Mir, aile, parti  yada bölge  çıkarı  için  girdikleri   ilişkiler   Kürd trajedisinin  iki temel  nedenidir.    Sömürgeci  güçler,   hiç bir zaman  Kürdlerin   ulusal çıkarı için  Kürdlere  yardım etmedi ve  etmiyor.    Verdiğim  örnekleri  temel  alırsak  1000 yıldan  beri  aynı hataları  bıkmadan, usanmadan ve   yılmadan   hala  tekrarlıyoruz.      Kürdistan’ın aktüel  durumuna   baktığımız zaman     Fars, Türk ve  Arap  sömürgeci  devletleriyle   girilen ilişkiler ve   Kürd  siyasi güçlerin kendi  içinde  kanlı bıçaklı oluşları    kanlı  tarihimizden ders  almadığımızı   açık bir şekilde  gösteriyor.    Kürd  siyasi çevreleri birbirlerinden  öldürdükleri  insanları  kendi  parti ve çevrelerine    birbirlerine karşı   “Düşmanlık  Kollektif Hafızası”     haline  getirmişler.    Ama, buna  karşı   Kürdistan  tüm  parçalarının  her karış toprağını     kan gölüne  çeviren   Türk, Arap ve Farslara  karşı  “Ulusal Kollektif  Hafıza”  canlı  tutulmuyor.  Eğer,    bu hafıza    canlı tutulmuş  olsaydı   Kürd partilerinin  Türk, Arap ve Fars  devletleriyle    var olan ilişkileri  bu kadar kolay  olmayacaktı. Arap, Fars ve Türk devletinin  Kürdlerle  girdikleri ilişkiler  Kürdleri bölmek  içindir. Kürdlerin bugün  tek bir cephe de  birleşmemelerinin esas  nedenlerinin başında   bu   kirli ilişkiler geliyor.  Kürdler   bugün yine  Kürdistan  tüm parçalarında  can veriyor, kan veriyor.    Eğer     40 yada  50  milyon  Kürdün temsilcileri  arasında    asgari  bir  program  çerçevesinde birlik  olsaydı,     Kürdistan’da   hala bu vahşet  yaşanır mıydı?  Kürdlerin iç savaşlarda  ve  sömürgecilere karşı  mücadele de  yitirdiği  evlatlarına   karşı  en basit saygı    Kürdlerin birliğini  gerçekleştirerek    Türk, Fars ve Arap  sömürgecilerinden  kurtarmaktan geçiyor.

 

3 gün   içinde  Sykes- Picot Antlaşmasının   100. Yılı   tamamlanıyor.   Biz Kürdler  yine  devletsiz, yine   Arap,  Fars ve Türklerin insafına  kalmışız.  

 

13.05.2016

 

Aso Zagrosi

 

İlgili Haberler

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)
Siyasi

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)

    Aso Zagrosi   İbn Xaldun İslam dünyasının en önemli tarihçilerinden, filozoflarından ve sosyologlarından biridir. İbn Haldun, ünlü tarihçi ve sosyolog olarak bilinir ve "Mukaddime" adl...

2 yıl önce 1,902

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine
Siyasi

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine

Son yıllarda Türk devletinin çabalarıyla Mela Gorani Şarezori’yi gölgede bırakarak Şeyh Akşemseddin üzerine bir dizi kitap ve “akademik” çalışma yaptırılarak Türk yapma çabası, tarihsel gerçeklerle ba...

2 yıl önce 1,533

Sadi Şirazi Kürt müydü?
Siyasi

Sadi Şirazi Kürt müydü?

  Sadi Şirazi, dünya edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen bir şairdir. Özellikle "Bostan" ve "Gülistan" adlı eserleriyle tanınan Sadi, yüzyıllar boyunca çeşitli dillere...

2 yıl önce 2,524

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.