Siyasi

Şeyh Ubeydullah Nehri, Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri

Aso Zagrosî · 12,015 görüntülenme

Şeyh Ubeydullah Nehri,    Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri

Şeyh Ubeydullah Nehri,    Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri

 

Aso Zagrosi

 

Daha önce Newroz.Com’da   okuyucularla paylaştığım

“Şeyh Ubeydullah’ın Komünist Torunu: Dr. Aziz Şemzînî” ile   ilgili   yazı serisini hazırlarken   ister istemez       Nakşibendi Tarikatı ve     Nehri Şeyhleri   üzerine   çıkan   yazıları ve kaynaklarıda       taramak   zorunda   kaldım. Ne yazık ki hala      o yazı serisini bazı önemli belgelere ulaşmada   yaşadığım sorunlardan   dolayı   kısa   bir sure için durdurdum.

 

Bu   araştırma   sürecinde     ister istemez       Şeyh   Ubeydullah Nehri ile   ilgili   bir dizi     belge   ve   eserleri de   inceledim.   Fakat, dikkatimi çeken   husus    Kuzey Kürdistan’da   ve Türkiye’de   Şeyh Ubeydullah’ın   düşünceleri ve  ulusalcılığı   konusunda   çok   az     belge     ve   dokumentin mevcut olduğudur.  Şeyh Ubeydullah Nehri’nin   “Kürd Milliyetçisi”   olduğu     ve   “Ulusal bilince   sahip   olduğunu”     ileri   süren     tüm kaynaklar Şeyh Ubeydullah’ın   Amerikalı misyoner Dr. Cochran’a yazdığı 5 Ekim 1880   tarihli   mektubunu   kendilerine     kaynak olarak gösteriyorlar.

Şeyh Ubeydullah Nehri   Amerikalı Misyoner   Dr. Cochran   üzerine   İngiliz yetkililerine   gönderdiği mektup’ta şöyle diyor:

 

“Buradaki durumu   size       sözlü ve şeffaf   bir şekilde aktarmak için   Mela İsmail’i size   gizli olarak   gönderiyorum. Özellikle   sizden rıca ediyorum   Kürdistan Meselesini ve oğlumun   Sablaxa(Mehabad) gitmesini İngiltere Hükümetine bildirin ve   açıklayınız. Kürt halkı 500 binden fazla aileden oluşuyor, ayrı bir milletir, dinleri diğerlerinden farklıdır,   yasaları, gelenek ve görenekleri ayrıdırseyidabdul11

 

 

 

Bütün milletler arasında Kürtler zararlı, sert ve asi olarak tasvir ediliyor.Böyle Kürdistan’dan   söz ediliyor. İçlerinden biri   kötü bir bir iş yapsa binlerce iyi insanın   adı kötüye çıkıyor. Sizi temin ederim ki bunların hepsi Türk ve İran yönetiminden kaynaklanıyor; onlar   tarafından Kürdler için uydurulmuştur.Çünkü Kürdistan bu iki ülke arasında yer almakta ve bu iki hükmet de iyi  ile kötüyü ayırt edememektedirler. Bu şekilde kötü insanlar kalıyor , iyi insanlar ise     lekeleniyor ve arada gidiyor. Kuşkusuz    siz   Şikakli Ali Ağa’nın ismini   duymuşsunuz. Pratikte   kötülük   ve   haksız şeyler yapanlar ve yabancı vadandaşlara eziyet edenler   olarak isimleri çıkmış. Aynı zamanda     müslümanlara ve diğer halklara da eziyet ediyorlar. İki devlette   yapılan kötülüklerden   haberdarlar. Fakat   buna gözyumuyor ve   iktidarlarını güçlendirmeye çalışıyorlar. Bu halk   uygarlıktan uzak tutuluyor, geri kalmış ve   ilkel   kalıyor.   Türkiye vatandaşı olan   Herki aşiretinin   kötüleri   açık bir şekilde   bilinmektedir. Osmanlı hükümeti de İran hükümeti gibi  bu halkın   ilerlemesi   için bir şey yapmıyor ve   bu halkı  küçük görüyor. Kürdistan’dan   her zaman   kötü söz ediliyor ve     düşük görülüyor. İyi ve   kötü insanlar arasında ayırım yapılmıyor.

 

Kürdistan lider ve önderleri ister Osmanlı ve ister İran vatandaşı olan ve Kürdistan’ın tüm vatandaşları kendilerini   tanzim ederek artık bu iki devletin   denetimi altında   yaşamaya tahamülleri   kalmadığı   kararına varmışlardır. Avrupa   devletleri Kürd meselesini görmeli, anlamalı ve   sorşturmalıdır.Biz   parçalanmış bir milletiz ve kendi kendi işlerimizi kendimiz yönetmek istiyoruz, böylelikle suçlularımızı cezalandırırken güçlü ve bağımsız oluruz ve diğer milletlerin   sahip oldukları   haklara   sahip olmak istiyoruz; suçlularımız konusunda, diğer uluslara hiçbir zarar gelmeyeceği sözünü üstlenmeye hazırız.   Amacımız bu dur.   Oğlumun Mehabad’a gitmesinin nedeni   Kürdistan’ın durumunu   daha yakından görmek ve soruşturmaktır.   Hiç bir kötülük olmaz Kürdistan’da   baştan başa     meseleleri   ele aldığımızda. Çünkü milletin artık bu iki devletin kötülüklerine ve insafsızca   baskılarına   tahamülleri kalmamıştır”. .(Le Tarikewe bo ronaki, sayfa 84-85)

 

 

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin   Dr. Cochran   aracılığı ile     İngiltere elçisine     gönderdiği bu mektup   Kürdler ve Kürd Milliyetçiliği üzerine     çalışma     yapan yerli ve yabancı     araştırmacılarının   büyük bir kesimi   tarafından   “Bağımsız Kürdistan deklerasyonu”,   “İlk Kürd milliyetçi girişimi”,   “Ulusal   içeriği olan bir mektup”   ve “Ulusalcı ve milliyetçi”   bir girişim   olarak   değerlendiriliyor.seyh-ubeydullah-nehiri

 

Şeyh Ubeydullah’ın bu mektubu     “Bağımsız ve Birleşik   Bir Kürdistan’ın   Manifestosu”   olarak almak   doğrudur.   Şeyh Ubeydullah   bu mektubunda   hem Kürd olmanın tanımını, hem Kürdlerin     Farslar ve Türklerle olan farklılıklarına,   hem de   Kürdlerin     Türk ve Fars devletlerinin   denetimi altında   yaşayamacaklarını , dünyanın     diğer milletlerinin   sahip oldukları hakları istediklerini ve kendi kendilerini   yönetme iradesini   ortaya koyuyor. Ayrıca   Şeyh Ubeydullah       Kürdlerin içinde bulunduğu   geri konumunun   sorumluluğunu     Türk ve Fars devletlerinin politikalarına   bağlıyor ve iktidara geldikleri zaman   Kürdistan’da     asayiş ve   güvenliği sağlayacaklarına   dair   güvence   veriyor.     Şeyh Ubeydullah’ın     Avrupa devletlerinin   yardımına başvurması   Fars ve   Osmanlı   din kardeşlerinden   tam   kopmadır. Şeyh Ubeydullah’ın    Bağımsız ve Birleşik Kürdistan için   gerçekleştirdiği   bu kopuş,   21. Yüzyılda   dahi   Kürd hareketleri   tarafından açık bir şekilde     formüle edilemiyor.   21.yüzyılda   en çok ileri sürelen savlar “ulusal devletlerin zamanı geçmiştir” ,   “şairleri rüyası”   yada   “Kürdlerin   hakkıdır,   fakat………” diye     açıklamalardır.   Şeyh Ubeydullah Nehri önderliğinde   gerçekleşen   1880 Devrimi hakkında   yapılan “ İlk  bağımsızlık deklerasyonu”, “ilk ulusal ve milliyetçi”    girişim    gibi tespitlerden   kaçınmak lazım. Çünkü,    Kürdlere ilişkin   “İlkleri” tespit etmek için   Kürdlere ilişkin var olan   tüm bilgi ve belgelere   sahip olmak lazım.    Kürd düşmanı     çevreler   sürekli olarak     kendi işlerine gelen ve Kürdlere ilişkin araştırmaları   çıkmaza sokan     belgeleri   sunuyorlar.   Kürdlerin millet olarak   taleplerini   seslendirdikleri     belge ve bilgileri ise     gizliyorlar.   Çünkü,   Kürdlerin ulusal haklarını ve Kürdistan’ın bağımsızlığını     hedefleyen   her hangi bir belge yada bilgi     Kürd milletinin   “Ulusal Kollektif Hafızasının” inşasına   katkıda   bulunuyor ve   sömürgeci   güçlerden   kopuş   sürecini hızlandırıyor.

 

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin bu   mektubu “ Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Manifestosu” olarak almak doğrudur.   Fakat,   “ilk”   olduğunu ve “Kürd Milliyetçiliğinin   ilk ve açık girişimi” olarak   ileri sürmek   sakıncalıdır.

 

Şeyh Ubeydullah Nehri,   Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(2)

 

Aso Zagrosi

 

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin   düşüncelerini ve     1880 Devrimi’ni   anlatmadan önce   kısaca da olsa   Şeyh Ubeydullah Nehri’yi ve ailesini   tanıtmak   istiyorum.

 

 

Şeyh Ubeydullah Nehri ve ailesi

 

Şeyh Ubeydullah Nehri,     Mewlana   Xalid Şarezori’nin en önemli   halifelerinden biri olan     Seyyid   Taha Hakkari’nin   oğludur.   Şeyh Ubeydullah 1831 yılında   Nehri’de   dünyaya gözlerini açıyor. Nehri şeyhleri   kendilerini   secere olarak   Kadiri Tarikatı’nın     kurucusu   olan Doğu Kürdistanlı   büyük din alimi olan   Seyyid Abdulkadir Geylani’ye bağlıyorlar.   Soz konusu olan secere   Seyyid Abdulkadir Geylani’den başlarsak,   Seyyid Abdulaziz, Seyyid Muhammed, Seyyid Hac, Seyyid Abdullah, Seyyid İbrahim, Seyyid Muhammed, Seyyid Hac II,     Seyyid İbrahim II, Seyyid Salih, Seyyid Ahmed , Seyyid Taha Hakkari ve   Şeyh Ubeydullah Nehri   diye devam ediyor.( Dr. Saleh Ebrahimi,   Raperini, Melik Qazi Hazreti Şêx   Ubeydullah Nehri Şahi Şemzin,   sayfa 187)Abdullah Nehri

 

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin   babası   Seyyid Taha Hakkari, ataları gibi     Kadiri Tarikatına bağlıydılar. Fakat,   Mewlana Xalid   Şarezori(1779-1827),   Delhi’ye giderek Xulam Ali Şah’dan   Halifelik alarak   Nakşibendi tarikatını   bölgede   yaymaya başladığı zaman   Seyyid Taha     Hakkari   Bağdat’ta   giderek   belli bir dönem     ve bazı kaynaklara göre   6 ay   yanında kalarak Hilafetnameyi yazılı olarak kendisinden alıyor ve   Nehri’ye dönüyor. Nakşibendi   Tarikatının   şeyhleri   Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinden     önemli bir aldıklarından dolayı     Mewlana Xalid Şarezori’den başlayarak   ciddi bir irdeleme tabi tutulması gerekir. Bu konuda   değerli Kürd din alimi Şeyh   Mehemede Xal   „Yadi Merdan“   adlı eseriyle bize   ciddi bir     miras bırakmıştır. Bugün „Türkiye“   denilen   coğrafya’da   nakşibendilerin   yüzde yüzü olmasa   dahi yüzde   doksan dan fazlası     Mewlana Xalid Şarezori’ye bağlıdır. Fakat, ne yazık ki     Türk ırkçı çevreleri   Nakşibenciliğin   Kürd   tarafını   sürekli olarak   unuturmaya çalıştılar.

 

Şeyh Mehemede Xal belgelere dayanarak   Mewlana Xalid Şarezori’nin   67   Halifesini     yani     kendisinden doğrudan hilafetname alanları   tespit ediyor. Bunlardan   34       halife   Kürd asılıdır.

Mewlana Xalid’ın   Kürd   halifelerinin isimlerini veriyorum:

 

1)Seyh Osman Sireceddin,

2) Mela Celal   Xurmali’nin oğlu Mela Mustafa,

3)Seyyid   Ahmed Sergelu,

4)Şeyh Abdulkadir Berzenci Sergelu,

5) Şeyh Mahmud Sahibi,

6)Şeyh İsmail Berzenci Konekotri,

7)Şeyh İsmail Henarani,

8)Haci Mela Abdullah Celi,

9)Şeyh Mela Abassi Koyi,

10) Şeyh Mela   Muhammedi Qizleri,

11)Mela Abdulqafur Kerkuki,

12)Şeyh Mela Hidayetullah   Hewleri,

13)Şeyh   Mela Xebibi Hewleri,

14)Şeyh Mela Bekri Kurdi Gellali,

15)Şeyh Abdulfetah Aqreyi,

16)Şeyh İsmail Şirwani,

17)Şeyh Muhammed   Hafizli Orfeli,

18)Şeyh Mela Abdulrehman Kurdi,

19)Şeyh Mela Muhammed Meczun,

20)Seyyid Taha Nehri,

21)Şeyh Abdulkadir Şemzini,

22)Şeyh Xalid Heriri,

23)Şeyh Muhammed Firaqi,

24)Mela Ahmed Kolesarayi,

25)Seyyid Abdullah Heyderi,

26)Şeyh Tahir Aqreyi,

27)Mela Resul Sablaxi,

28)Şeyh Omer Qeredaxi,

29)Şeyh Mesud Amêdi,

30)Mela Ahmed Hakkari,

31) Omer Susi’nin oğlu Şeyh Mahmud,

32)Şeyh Muhammed Qerkeşli,

33)Şeyh Xalid Kurdi,(Şeyh Mehemede Xal, Yadi Merdan, sayfa 66-68)

 

Mewlana Xalid ile birlikte     Nakşiciliğin   Kürd dönemi   başlıyor ve hala günümüze kadar bu   lekol   devam ediyor. Mewlana Xalid’ın sağlığında   etkili olan   ve ölümünden sonra   Nakşiciliğe damgalarını   vuran   Biyare şeyhlerinden Şeyh Osman Siraceddin ve Nehri şeylerinden Şeyh Taha Hakkaridir.(Burada   Nehri şeyhlerine   ilişkin bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Nehri şeyhleri,   farklı   yazarlar tarafında Hakkari, Şemzini, Geylani gibi lakaplarla   anılıyorlar. Aslında hepsi   aynı aile)nehri qesri

 

Şeyh Taha Hakkari, Mewlana Xalid Şarezori’den   Hilafetnamesini alıp   döndükten   sonra   bölge ciddi    bir irşad faaliyetine girişiyor. Bazı kaynaklar Seyyid Taha   Hakkari’nin   Botan Miri Mir   Bedirxan hizmetinden olduğunu   Mir Bedirxan’ın Osmanlı devletine   karşı yenilgisinden   sonra     Seyyid Taha’nın Nehri’ye kaçtığını yazıyor.(Martin Van Bruinessen,   Ağa, Şeyh ve Devlet, Öz-Ge Yayınları, sayfa 275)

 

Seyyid Taha Hakkari   yaşadığı dönemde   Osmanlı   devleti tarafından varlıklarına   son verilen   Kürd Mirliklerinden   doğan   boşluğu     dolduruyor ve alan da en etkili     şahsiyet durumuna geliyor.   Seyyid Taha  oğlu Şeyh Ubeydullah Nehri’ye göre   daha çok dinsel   faaliyet içindeydi. Bilindiği gibi Şeyh Ubeydullah   hem dinsel ve hemde dünyevi     görevleri üstlendi.   Buna rağmen   Seyyid Taha Nehri’nin     bölgede     sahip olduğu dinsel   otorite   hem Osmanlı   ve hemde     İran Şahı Şah Muhammed’i   kendisiyle   antlaşmaya   zorluyordu.     Kürdistan’ı işgal eden iki tarafta   Seyyid   Taha’nın     gücünü bildiklerinden dolayı   kendisiyle iyi geçiniyor ve hediyeler gönderiyorlardı. Seyyid Taha’nın   o dönem   Fars devletinin denetimi altında   bulunan   Doğu Kürdistan bölgesinde de     halifeleri ve ciddi   bir mürid   kitlesi vardı.   Rus tarihçisi Xalfin o dönemler için   Seyyid Taha’yı “Osmanlı ve İran Kürdlerinin en büyük ve en etkili din adamı olduğunu” yazıyor.(Mucteba Burzuyi, Barudoxi siyasi Kurdistan 1880-1946, Dezgayi Mukriyani, sayfa 60)

 

 

Şah Muhammed Qaçari,     Seyyid Taha’ya   yakın durmaya ve ilişkilerini     sıcak tutmaya çalışıyordu.     Şah Muhammed Qaçari’nin oğlu Şahzade   Abbas Mirza Melik Ara   anılarında     babasıyla   Seyyid Taha’nın   ilişkileri konusunda   şöyle yazıyor: “Rahmetli Şah Muhammed, Nakşibendilerin büyük şahsiyeti Taha’ya çok saygılıydı. Bir kaç köyü kendisine vermiş ve tekkesinin masraflarını   ödüyordu. Her yıl kendisine bazı hediyeler gönderiyordu. Kürdlerin içinde   onun sözü bire birdi. Sıkca   beni yanına çağırır, onun için benim sağlığım ve güvenliğim önemliydi. Benim annem     tarikatta onun müridiydi” (Mucteba Burzuyi, age sayfa 60)

Şeyh Ubeydullah Nehri,   Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(3)

HAKKARÝ'NÝN ÞEMDÝNLÝ ÝLÇESÝNE BAÐLI BAÐLAR (NEHRÝ) KÖYÜNDE 1870 YILINDA SEYYÝD ADULLAH HAZRETLERÝ TARAFINDAN YAPTIRILAN TARÝHÝ KAYME SARAYI'NDA KAZI VE TEMÝZLÝK ÇALIÞMALARI SÜRÜYOR. (AHMET KAVAK/HAKKARÝ-ÝHA)
HAKKARÝ’NÝN ÞEMDÝNLÝ ÝLÇESÝNE BAÐLI BAÐLAR (NEHRÝ) KÖYÜNDE 1870 YILINDA SEYYÝD ADULLAH HAZRETLERÝ TARAFINDAN YAPTIRILAN TARÝHÝ KAYME SARAYI’NDA KAZI VE TEMÝZLÝK ÇALIÞMALARI SÜRÜYOR. (AHMET KAVAK/HAKKARÝ-ÝHA)

 

Aso Zagrosi

 

Şahzade   Abbas Mirza Melik Ara   anılarında     babası ve annesiyle     Seyyid Taha ilişkilerine   dair   söyledikleri doğruların   bir kısmını içeriyor. Bir de   Abbas Mirza’nın   açıklamadığı   bazı gerçekler vardır.   Şah Muhammed Qaçari’nin eşi ve Prens Abbas Mirza’nın annesi  Hatice   Hanım    Kürd asılı bir bayandı. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekiyorsa   Yahya Xan Çariq’ın bacısıydı. Abbas Mirza’nın da   söylediği gibi   annesi   Hatice Hanım   Seyyid Taha Hakkari’nin  müridiydi.   Sadece   annesi Hatice Hanım değil,   Prens Abbas Mirza ve hatta babası     Şah Muhammed Qaçari’de     Seyyid Taha’nın müridleri içinde olduğu   söyleniyor.

 

Dr. Saleh Ebrahim     Seyyid   Taha Hakkari ile   Şah Muhammed Qaçari   ilişkileri konusunda   şöyle yazıyor: “Hazreti Seyyid Taha Şemzini’nin   Şah Muhammed Qaçari üzerinde   etkisi çok büyüktü. Şah Muhammed   Seyyid Taha eliyle tövbekar   ve müridi olmuştu. Şah Muhammed     Seyyid Taha’nın   Xaniqasının masraflarını ödemek ve   misafirlerinin masraflarını   karşılaması   için aylık olarak   kendisine 500 tümen/tomen   ödüyordu. Şah Muhammed Mergewer’ın 10 köyünü de Seyyid Taha Şemzini’ye bağışlamıştı.

 

Şah Muhammed’in   eşlerinden   Abbas Mirza’nın annesi Hz. Seyyid Taha Nehri’nin   müridi ve tövbekarıydı, Seyyid Taha’ya ve ailesine     çok saygı duyuyor ve hizmet etmek için çırpınıyordu.

Abbas Mirza’nın annesi   Xatice Xanım,   Yahya   Xan Çariqi’nin bacısıydı………….

 

Şah Muhammed ömrünün   son günlerinde   Nasreddin Şah’ı veliahttan indirim yerine   veliahtı Abbas Mirza’yı bırakmak istiyordu.     Abbas Mirza’da     Hz. Seyyid Taha Nehri’nin müridiydi.   Fakat     ölüm   Şah Muhammed’e   bu imkanı vermedi. Nasreddin   bir dizi hile ve entrika ile   iktidara geldi.   Nasreddin’in annesi   Abbas Mirza’yı öldürmek istemişti. Abbas   Mirza   Hz.   Seyyid Taha Nehri’yi çok seviyordu ve müridiydi. Hz. Seyyid Taha   1272 (H) yılında   öldükten   sonra   Hz. Şeyh Ubeydullah Nehri Qazi Şemzinan Şahı   onun yerine geçti. Çariqi Kürdlerden olan annesi tarafından Kürd olan   Abbas Mirza     Şeyh Ubeydullah’ın müridi oldu ve onun   yolunda gitti. Abbas Mirza, Hz. Şeyh Ubeydullah ile   yakın ilişkiler içinde girdi.(Dr. Saleh Ebrahimi, age sayfa 79)

 

Bir çok kaynak   Nehri şeyhleriyle     Qaçari hanedanlığı arasındaki   ilişkiler   üzerine duruyor.   Burada     bu kaynakların hepsine baş vurma imkanı yok. Ama, yine de bazılarına baş vurmak istiyorum. Nawşirwan Mustafa   Emin “Kurd û Ecem” adlı çalışmasında “Şah Muhammed   Qaçari   ölümünden sonra   bir kaç   erkek ve kız çocuğu arkasında bırakmıştı.   Şah’ın oğulları içinde   iki tanesi   ön plandaydılar. Bunlardan biri Nasreddin   ve diğeri ise Abbas Mirza’ydı. Abbas Mirza’nın annesi Xatice Hanım   Yahya Xan Çariq’ın kızıydı.   Xatice Hanım’ın ailesi   Çariq Kürd   mirlerindendi.   Xatice Hanım’ın ailesi   Şeyh Ubeydullah’ın babasının müridleriydi.   Xatice Hanım ile oğlu Abbas Mirza Şah’a çok   yakındılar. Söylendiğine   göre   Şah Muhammed ölmeden önce     Nasreddin’i veliahttan   alarak onun yerine hala küçük olan Abbas   Mirza’yı   veliahtı olarak bırakmak niyetindeydi. Onun ölümünden sonra   Abbas Mirza şah olacaktı.   Şah Muhammed   öldükten sonra   Nasreddin Şah oldu. Fakat   baba tarafından   kardeşi Abbas Mirza’nın yerine göz koyduğundan korkuyordu. Şah Nasreddin, Abbas Mirza’nın ve annesi Xatice’nin   tüm mal ve mülklerine el koydu. Nasreddin’in annesi Mehd Eliya   Abbas Mirza’nın gözlerini kör etmek istiyordu. Şah Nasreddin ise   onu öldürmek istedi.   Fakat Rus ve   İngiltere vezirlerinin baskısı neticesinden   Abbas Mirza   hayatta kalabildi ve o dönem Osmanlıların denetimi altında bulunan Arap Irak’ındaki Etbati Alyat’ta sürüldü ve     25 yıl   sürgün de kaldı.”(Nawşirwan Mustafa Emin, “Kurd û Ecem”,   Senteri lêkolinewey Strateji Kurdistan, Silêmani-2005, sayfa 194-195)

 

Sadece   Şeyh Ubeydullah ve Nehri Şeyhlerine   sıcak bakan   kaynaklar değil, düşman kaynaklarıda     iki taraf arasındaki   ilişkiler üzerine duruyorlar.

Bilindiği gibi   Şeyh Ubeydullah   Nehri önderliğinde gelişen   1880 Devrimi   sürecini yaşıyan ve   yaşanan gelişmeleri düşman   gözüyle   irdeleyen   iki kaynak   elimizde bulunuyor. Bunlardan biri   Ermeni asılı   İskender Xuryanis’in “Qiyam Şêx Ubeydullah Şemzini der Kurdistan, Dunya Daniş Tehran-2537,     diğeri ise   Azeri asılı   Ali Avşar,   Şoreşi Şêx Ubeydullah Zimime, Tebriz,   1347 dir.     İskender Xuryanis   1880 Devrimi   sırasında   Urmiye mıntıkasındadır.   Ali Avşar ise   Mehabad   mıntıkasındadır.       Her ikisi   de   yaşanan gelişmeleri   çokça     düşmanca   aktarıyorlar. Ama buna rağmen     bu kitaplarda     Şeyh Ubeydullah   önderliğinde gelişen hareket hakkında   yararlanacak bilgiler de vardır.(Nawşirwan Mustafa Emin,   age, sayfa   237)

 

Ali Avşar, Şah Muhammed’in   Seyyid Taha Şemzini’ye verdiği önem hakkında   şöyle yazıyor: “Seyyid Taha   ara sıra   Tahran ve Tebriz’e   geliyor ve kendisini   saray ve   Şahin Şah devletinin yöneticilerine     yakınlaştırıyordu. Uşaklığı   vasıtasıyla   Şah’ın   kapısında büyümüş, 500 tümen maaşı, Mergewer bölgesinde 5 köyü vardı ve İran devletinin mirasından   geçiniyordu. Fakat, hiç bir zaman bahtsızlık yapmadı. İran devletinin ekmeği ve nimetini her zaman göz önünde bulunduruyordu. Bundan dolayı   devlet yöneticileri her zaman onu   tutuyor ve   durumundan haberdardılar.”( Mucteba Burzuyi, Barudoxi siyasi Kurdistan 1880-1946, Dezgayi Mukriyani, sayfa 62)SeyyidAbdulkadir

 

 

 

Nehri şeyhleriyle   Qaçari Şahları arasındaki   ilişkilere   bu yazı serisi   içinde daha sonra da   geleceğiz.       Şah Nasreddin   Nehri Şeyhlerinin   Mergewer’deki arazilerine   el   koyuşlarını   ve   buna karşı Şeyh Ubeydullah’ın tepkisini     Şeyh Ubeydullah’ın farklı çevrelere   gönderdiği   mektuplarda da   ortaya koymaya çalışacağız.

 

Şeyh Ubeydullah Nehri,    Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(4)

 

Aso Zagrosi

 

 

Aslında Mewlana Xalid   Şarezori’nin     yaşadığı dönem   Qaçari Şahları ve   Osmanlı Sultanlarıyla   ilişkiler meselesi gündeme geliyor ve tartışılıyor.   Bu gerçekliği   Mewlana Xalid’ın   Seyyid Taha Hakkari’ye     gönderdiği mektuplarda öğreniyoruz.     Mewlana   Xalid     Seyyid   Taha’ya     gönderdiği bir mektupta     “eğer Şah’da görüşmek isterse uzak durmak lazım”   ve   kendilerine “ biz derweşiz     dünya işleriyle ilgilenmiyoruz” yolunda cevaplar verin, diyor. Bu mektubu   bir bütün olarak değerlendirdiğimiz zaman     öyle   anlaşılıyor ki,   Seyyid Taha   Mewlana Xalid’a bir mektup yazarak     Qaçarilerin     görüşme teklifini   gündeme getirmiş.

 

Mewlana Xalid, Seyyid Taha’ya gönderdiği ikinci mekupta “devlet yetkilileriyle   görüşmeleri doğru bulmuyorum.   İster Şii ve ister Sünni olsunlar,   eğer niyetleri temiz ve   kalpleri pak ise   tanrı   onları doğru yolla getirsin. Eğer iktidar sahipleri   hayırlı ve iyilerse bunu     yoksulların ve ezilenlerin     mutlu olup olmadıklarından   görebilirsiniz” diyor.(Mehemed Heme Baqi, Şoreşi Şêx Ubeydullah Nehrî, 1880, Le Belgenamey Qaçari de sayfa 50-51)

 

Mewlana Xalid Şarezori   yaşadığı dönemde   Halifelerinden biri olan   Abdulwahab Susiyi     Osmanlı Sultan’ıyla   ilişkiye geçiyor. Sultan Abdulwahab’ı yanına çekmeye   çalışıyor.   Nakşibendi Tarikatı içinde   bir dizi tartışmalardan sonra   Mewlana Xalid   Halife ve müritlerine   yazdığı bir mektupta Abdulwahab’ı tarikata   bir daha geri dönmemek üzere çıkartıklarını bildiriyor.(Şêx Mehemedi Xal, Yadi Merdan, sayfa 361-362)

 

Mewlana Xalid’ın     o dönemler   iktidar   sahiplerine karşı mesafeli davranması   ve daha sonraki süreçte   halifeleri Nehri Şeyhleri, Barzan ve Palu Şeyhleri   ve Kafkasya’da   Şeyh Şamil’in(1798-1871) hareketlerinde de   görüldüğü gibi   ezilenlerden   yana kendilerini   bir bütün olarak siyasal ortamın içinde buluyorlar.

Şeyh Şamil ile   Şeyh Ubeydullah Nehri’nin babası Seyyid Taha Hakkari arasındaki   ilişkiler     o dönemde biliniyordu. Seyyid Taha   ve Şeyh Şamil,   Şeyh Şamil ve   Kürd aşiret liderleri arasındaki ilişkiler   o dönem   Rus   devlet yetkililerini   korkutuyor.   1850’de   Tebriz Rus Konsolosu Khanikov   Şeyh Şamil ile   Seyyid Taha Hakkari ve Dağıstan Kürdlerinin yakınlaşmasına   dikkat çekiyor. Khanikov,   Chirnkov’a(Dışişler Bakanı) yazdığı bir mektupta “Şeyh Şamil 1846’dan beri   Dağıstan Sünni Kürdlerine ve Seyyid   Taha Nehri’ye   yakınlaşmaya çalışıyor. Seyyid   Taha’nın   10.000 Müridi var ve Şeyh Şamil ile uzun   zamandan beri dostlukları var.” Chirinkov’un kendisi de “Şeyh Şamil’in   Seyyid Taha Hakkari’ye ve ağalarına(Kerimxan Rewandizi) hediye ve mektuplar gönderdiğini   Hasan isminde bir adamını   Haci Murteza lakabıyla   Hakkariye ve Şino köylerine göndediğinden   haberi vardı” (Mehemed Heme Baqi, Şoreşi Şêx Ubeydullah Nehrî, 1880, Le Belgenamey Qaçari de sayfa 52)

 

Qaçari, Osmanlı ve Rus devletleri     Seyyid Taha Hakkari’nin   Kürdistan gibi   stratejik   bir bölgede sahip olduğu   prestij ve gücü gördüklerinden dolayı   ona yakınlaşmaya ve   hakkında   gereken bilgileri toplamaya   çalışıyorlardı. Çarlık Rusyası     Kırım Savaşı   gündemde olduğu bir dönemde   Şeyh Şamil ile   Seyyid Taha’nın   ilişkilerini merak ediyor.   Şeyh Şamil’in Azerbeycan’da, Seyyid   Taha’nın Kafkas Kürdleri arasında   ciddi etkileri ve geniş bir mürit çevreleri vardı. Ayrıca   Şeyh Şamil ile Seyyid Taha   arasında yakın ilişkiler vardı.

Halfin     Rus konsolosluklarının   belge ve bilgilerine dayanarak “ Şeyh Şamil ile Seyyid Taha Efendinin etkileri ve sahip oldukları güçlerin durumu özellikle Kırım Savaşı ortamında Rus yetkililerini   kaygılandırıyordu. Bundan dolayı Rusya   Seyyid Taha ve Müridleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak istiyordu.( Mucteba Burzuyi, Barudoxi siyasi Kurdistan 1880-1946, Dezgayi Mukriyani, sayfa 61)

 

Şêx Ubeydullah Nehrî’nin     Kürdistan’ın bağımsızlığını hedefleyen   mücadelesini   anlatmadan önce   kısaca da olsa   ailesi hakkında   bilgi vermek istiyorum.

Şêx Ubeydullah Nehrî’nin     bilebildiğimiz kadarıyla   iki oğlu   vardı.   Bunlardan biri   1911 yılında vefat eden Seyyid Muhammed Sıdıq ve   diğeri ise       1925   Devriminin yenilgisinden   sonra   Şeyh Said ve arkadaşlarıyla ile birlikte idam edilen Seyyid Abdulkadir Geylanidir.

Şehid   Seyyid Abdulkadir Geylani’nin bildiğim kadarıyla iki oğlu vardı.   Bunlardan biri     1925 yılında   Amed’te   babası Seyyid Abdulkadir ile birlikte   idam edilen Seyyid   Muhammed, diğeri ise   1925 Devrimi   sırasında   Şemzinan ayaklanmasını gerçekleştiren   Seyyid Abdullahdır. Seyyid Abdullah ayaklanmanın yenilgisinden sonra   Güney Kürdistan’a geçti.   Orada Kürd hareketine   katıldı.   Daha sonra ikinci Dünya   savaşı sırasında Doğu Kürdleri   Kürdistan Demokratik Cumhuriyetini (Mehabad) örgütlemeye çalıştıkları bir dönemde Seyyid   Abdullah Doğu Kürdistan’a geçti ve   Kürdistan Cumhuriyetini destekledi.

Seyyid Abdulkadir ile birlikte idam edilen oğlu Muhammed’in bazı çocukları Türkiye’de kaldı.. Bunlardan biri   bir dönemler Sümerbank   Genel Müdürlüğünü yapan Seyyid Ahmet Hızır Geylandır.   Seyyid Muhammed’in bir diğer   oğlu Musa ise   amcası Seyyid Abdullah ile birlikte Şemzinan   olayından sonra      Güney Kürdistan’a geçti.

 

Seyyid Abdullah’ın ailesi

 

Seyyid Abdullah’ın iki oğlu vardı:

 

1)Dr. Seyyid Aziz Geylani/Şemzini(   daha fazla bilgi için daha önce   üzerine yazdığım Şeyh Ubeydullah’ın Komünist Torunu: Dr. Aziz Şemzînî(1) adlı yazı serisine bakınız)

2)Seyyid Abdulkadir Sani (ikinci)sex ubeydullah

 

Seyyid Abdulkadir Sani’nin   erkek çocukları:

 

1)Seyyid Faruk Geylanizade,

2)Seyyid Taha(Muhendis)

3)Seyyid İbrahim,

4) Seyyid Salih,

5)Seyyid Mahmud,

6)Seyyid Ubeydullah,

 

Şêx Ubeydullah Nehrî’nin büyük oğlu

Seyyid Muhammed Sıdık’ın   oğulları:

1)Seyyid Taha Sani(İkinci)

2)Seyyid Reşid,

3)Seyyid Şemseddin,

4)Seyyid Musehaldin,

 

Seyyid Taha Sani(ikinci)nin   erkek çocukları:

 

1)Seyyid Muhammed Sıdık Sani-ikinci-(Puşo)

2)Seyyid Ubeydullah Sani(Tero)

3)Seyyid Salih Darucan,

4)Seyyid İzzedin(Çeto)

5)Seyyid Ahmed,

6)Seyyid Haci Sani,

7)Seyyid Mazhar(Kerkes)

 

Seyyid Muhammed Sıdık Sani’nin   erkek çocukları:

1)Seyyid Kamuran,

2)Seyyid Xusrew,

3)Seyyid Perawez Teroş

4)Seyyid Faruqi

 

Seyyid Darucan’ın erkek çocukları:

1)Seyyid İmadedin

2)Seyyid Sami,

3)Seyyid Egid,

 

Seyyid İzzeddin (Çeto)in   erkek çocukları:

 

1)Seyyid Birzo,

2)Seyyid Feramerz,

3)Seyyid Aras,

 

Seyyid Ahmed’in çocukları:

 

1)Seyyid Taha(Çeko)

2)Seyyid Hoşeng,

3)Seyyid Ferheng,

4)Seyyid Said

Seyyid Haci Sani’nin erkek çocukları:

1)Seyyid İsmail,

2)Seyyid Abdulnasır,

3)Seyyid Suleyman(Muhendis)

 

Seyyid Mazhar(Kerkes)ın erkek çocukları:

1)Seyyid Nureddin,

2)Seyyid Gazi,

3)Seyyid Geylani,

4)Seyyid Abdullah

 

Seyyid Şemseddin’in ise erkek çocuğu:

1)Seyyid Reşid,

 

Seyyid Muslehddin’in ise   çocukları:

1)Seyyid Kazım Jajabadi,

2)Seyyid Enwer,

3)Seyyid Wahdeddin,

4)Seyyid Reşid (Dr. Saleh Ebrahimi, age sayfa 81-82)

 

Devam edecek

Şeyh Ubeydullah Nehri,   Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(5)

 

Aso Zagrosi

 

Bazı kaynaklar Seyyid Taha Hakkari’nin   Mehemed Sıddıq ve Seyyid   Abdulkadir Şemzini   dışında 2 yada  3   oğlu   daha   olduğunu yazıyorlar. Fakat,     Şeyh Ubeydullah Nehri önderliğinde   gelişen  1880 Devrimi sırasında   ve   daha sonra Nakşibendi Tarikatı ve Kürd Ulusal Hareketi   içinde   önemli rol oynayan   Seyyid Mehemmed Sıddıq ve Seyyid Abdulkadirdir. Bu iki   Kürd   şahsiyetinin   aileleri hakkında   kısmi bilgileri   arşiv   olsun diye vermeye çalıştım.

 

Seyyid   Taha Şemzini,   1853 yılında vefat ettikten sonra yerine kardeşi   Seyyid Muhammed Salih    Nakşibendi tarikatının başına   geçti ve postnişi oldu.   Bazı kaynaklar   Şeyh Ubeydullah Nehri’nin “babasının   ölümünden sonra yerine geçtiğini” söylüyor. Fakat bu bilgi doğru değil.   Şeyh Mehemmed Salih   Şeyh Ubeydullah Nehri’nin dinsel eğitimi konusunda   önemli   rol alan bir Kürd şahsiyettidir. 1853 ve 1856 yılları arasında Osmanlı devleti ile Rusya arasında baş gösteren Kırım Savaşı olarak bilinen savaşta     Cihat çağrısını yapan   Şeyh Mehemmed Salihtir.   Şeyh Mehemmed Salih’in 1865 yılında   vefat etmesiyle birlikte yeğeni   Şeyh Ubeydullah Nehri   tarikatın başına geçiyor.

 

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin   babasında kalan çok güçlü bir mirası vardı.   Daha önce   Rus belgelerinden   aktardığımız bilgiye göre Seyyid Taha   Hakkari’nin “10.000 Müridi” vardı. Şeyh Ubeydullah’ın   Nakşibendi Tarikatının postnişinini devralmasından   sonra bu ilişki ağı ve müridleri   daha da   çoğalmaya başladı.

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin bölgedeki    etkisi   o dönemler   hem bölgesel güçlerin ve hem de   uluslararası   büyük Batılı güçlerin   dikkatinden kaçmıyor. Bundan dolayı   Şeyh Ubeydullah ve ilişkileri   sürekli olarak   mercek altına alınıyor.   O dönemler Şeyh Ubeydullah Nehri’nin   katibi olan   büyük Kürd şairi Vefayi anılarında,   yine aynı dönemde İngiltere’nin Tebriz Konsolosu   William G Abbott ,   Lord Curzon ve   yine aynı     Times gazetesinin   muhabirinin anlatımlarına   göre   “her gün   Şeyh Ubeydullah’ın   500 ile 1000 arasında misafiri” vardı.(Mehemed Heme Baqi, Şoreşi Şêx Ubeydullah Nehrî, 1880, Le Belgenamey Qaçari de sayfa 45) Kürdistan’ın   tüm bölgelerinden ve bölgenin   diğer   ülkelerinden farklı   etnik yapılanmalar ve sınıflardan insanlar Nehri’ye giderek   Şeyh Ubeydullah’ı   ziyaret ediyorlardı.   İngiliz belgelerine baktığımız zaman Binbaşı Trotter’ın gönderiği raporda “Doğu Kürdistan’da   tartışma götürmez   en etkili şahsiyet Şeyh Ubeydullahdır. Şeyh Ubeydullah’ın kendisi ve gücü   sınırdaki Kürdler için Sultandan daha kutsaldır.   Kuşku yok ki bu adamın amacı ülkesini Sultan’ın adamlarından kurtarmaktır.”(Le tarikewe bo Ronaki, sayfa 29)

 

Amir Nizam Gerusi: “ Bu Şeyh’in   öyle müridleri var ki bir  iki demeden   emirlerini yerine getiriyorlar. Şeyh’in müridleri Beyazid’tan Musul’a Suleymaniye, Kerkük ve Diyarbekir’a kadar geniş bir alana yayınmışlardır.(Mehemed Heme Baqi, age, sayfa 55)

 

Osmanlı yetkililerinin de Şeyh Ubeydullah’ın gücü konusunda   benzer   düşünceleri vardır.   Mesela o dönemler   Osmanlı devletinin   büyük elçisi Fahri Bey “ Şeyh Ubeydulah’ın Beyazid’tan Bağdat’a kadar yayılan   büyük bir gücü var. “ Lord Curzon   “Şeyh Ubeydullah’ın alimliği, ünü ve   kutsallığı   her tarafa yayılmıştı. Kürdler ona     Ulusal Önder gözü ile bakıyordu”( Mehemed Heme Baqi, age sayfa   55)

 

Şeyh Ubeydullah Nehri     Kürdler tarafından “Hazreti Şeyh”   ve  “Bavê Kurdan” diye   anılıyor ve hitap ediliyordu.   Şeyh Ubeydullah   Nehri’nin   Kürdler içindeki   etkisi   ve ünü   Osmanlı devleti ile Rusya arasında   baş gösteren   “93 savaşı” olarak bilinen 1877-78   savaşından sonra   daha da artmaya başladı. Bilindiği gibi     Şeyh Ubeydullah   Nehri,     bu savaş için Rusya’ya karşı   cihat çağrısı yaparak

ve kendisi doğrudan   Kürd birliklerinin     komutanlığını üstlendi. Bu savaş esnasında   Şeyh Ubeydullah ile Osmanlı devleti arasındaki   ilişkiler   bozuldu. Biraz bu şavaşı açmak gerekiyor.celaleddin1_face0

 

1877-78 Savaşı ve Şeyh Ubeydullah Nehri

Türk kaynakları     Osmanlı   devletinin Rusya’ya karşı bu savaştan   aldığı   yenilginin faturasını   Kürdlere ve özellikle   Şeyh Ubeydullah’a çıkarmaya çalışıyorlar. Bu konuda da   en yaygın şekliyle   Bilal N. Şimşir’in   İngiltere belgelerinde   “Kürtçülük -1787-1923” adlı eserindeki   tespitleri ve belgeleri kullanıyorlar.

Bilal N. Şimşir şöyle yazıyor:

 

“Türk hükümeti savaş öncesinde ABD’den 250.000 piyade tüfeği aldı. Bunların çoğu “Henry Martini”nin, bir bölümü de “Winchester” marka olan tüfekler dönemine göre modern silahlardı.

“Türk Hükümeti Şeyh Ubeydullah’a güvendi ve bu yepyeni tüfeklerden 20.000 kadarını ona verdi. Şeyh’in (Ubeydullah) askerleri bu tüfeklerle Ruslara karşı “cihad”a gidecek, canla başla savaşacak ve savaş sonunda silahları hükümete geri verecekleri umuluyordu. Bu umutlar büyük ölçüde boşa çıktı. Biraz başarı da gösterdiler. Ama savaşa giderken de dönerken de disiplinli asker gibi davranmadılar, başıbozuk silahlı çeteler gibi hareket ettiler. Bu silahlı atlılar savaşa giderken Ermeni köylerini de vurdular; bazıları Ermeni köylerine dalınca Ruslarla savaşmayı hepten unuttular, yağma ve talan yoluna saptılar. Yepyeni “Martini” silahları Ruslardan önce yerli sivil halka çevrildiler.”( Bilal N. Şimşir, age sayfa 179-180)

 

Bilal N. Şimşir,   bu tezini, 29 Haziran 1877 tarihli İran Azerbeycan Vali yardımcısının İran Dışişler Bakanlığına, 30 Haziran 1877 tarihli İran Dışişleri Bakanından İngiltere’nin Tahran Büyükelçisi Taylor Thomson’a, 4 Temmuz 1877 tarihli İngiltere’nin Tahran Büyükelçisi   Taylor Thomson’dan   Dışişler Bakanı   Lord   Derby’ye, 11 Temmuz 1877 tarihli   Bitlis’de Amerikan misyonerlerinden   Erzurum İngiliz   Konoslosu   Zohrab’a , 31 Temmuz 1877’de   Layard’ın   Lord Derby’ye ve       yine Temmuz 1877   tarihli Van’daki bir Ermeniden   Bitlis Ermeni Papazına gönderilen mektuba   dayandırıyor.

 

Şeyh Ubeydullah Nehri,   Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(6)

 

Aso Zagrosi

 

Rusya Osmanlı devletine   karşı savaş ilan etmeden önce   93   savaşı olarak bilenen savaş yıllar   önce     hazırlanmış bir   savaştı. Hem   Rusya   ve hem de   Osmanlı   devleti   savaşa hazırlanıyordu. Bu hazırlıklar esnasında Osmanlılar ve Rusya çeşitli Kürd ileri gelenleriyle     ilişkiye geçerek   Kürdlerin desteğini kazanmaya çalışmışlardır. Sonuçta     savaşın   bir cephesi Kürdlerin üzerinde yaşadığı   topraklarda olacaktı.   Osmanlı ve Rus savaş uzmanları   Kürdlerin bu savaşta oynayabilecekleri   rolün bilincinde   hareket ediyorlardı.   Rusya   gelişen   bir güç olarak     büyük   hesaplarla   Osmanlı devletine karşı 24 Nisan 1877 tarihinde savaş ilan etti. Osmanlı Sultanı ise     Rusya’ya karşı savaş için     tüm Müslümanlara     savaşa katılmaları için cihad çağrısını yaptı.Sex-Ubeydullah

Böyle bir   ortamda     Nakşibendi     gibi   çok güçlü ve yaygın olan   bir tarikatın başında   bulunan   Şeyh Ubeydullah Nehri tarafsız kalamazdı. Sonuçta   savaş   Kürdlerin   yaşadığı topraklar üzerinde   olacak ve Kürdler kendilerini savaş ortamında bulacaklardı.   Osmanlı   Sultanı   cihad   ilan ettiği zaman   Şeyh Ubeydullah Nehri Osmanlıların safında   savaşa katılacağına dair   söz veriyor. Şeyh Ubeydullah Nehri  Osmanlı devletine karşı   daha öncede bir dizi çelişkisi vardı.   Ona bağlı bazı çevrelerin   cihata katılacağını da bildiğinden dolayı   bu sözü veriyor. Ama,   Kürdlerin safında   savaşa katılıp katılmama   konusunda   farklı tavırlar vardı.   Kürdler daha önce yaşanan savaşlarda   kendi   pratik tecrübeleriyle   büyük felaketlerle karşı karşıya   kalmışlardı. Kırım Savaşı   sırasında   Kürdler hem Rusya ve hem de Osmanlı devletinin   saflarında savaşa katılmış ve büyük kayıplar vermişlerdi. Bundan dolayı   bir   dizi Kürd çevresi   savaşa katılmak istemiyordu.   Bilindiği gibi   bu savaş yaklaşık olarak 11 ay sürüyor.   O dönemler   var olan   savaşlar içinde   en kısa  süren savaşlardan biriydi. Şeyh Ubeydullah Nehri      savaşın başlamasından bir kaç ay   sonra savaş alanına   gitti. Savaşın başlamasından   sonra Faik Paşa   2 Mayis   1877 tarihinde   Ahmed Muhtar Paşa’ya yazdığı bir mektupta “Şeyh Ubeydullah’a bağlı güçlerden tek bir kişinin savaş alanına gelmediğini” yazıyor.(Halfin’den aktaran   Mehemmed Heme, age sayfa 61)   Nawşirwan Mustafa     “Kürd ve Acem” adlı eserinde     Şeyh Ubeydullah önderliğinde savaşa katılan   Kürdlerin   5000     kişi olduğunu yazıyor.

Ali Ekber   Feyiz anılarında   “Şeyh Ubeydullah önderliğinde Beyazid savaşına   Bilbas ve   diğer Kürd aşiretlerinden oluşan 5000 kişi katılmıştı.” diye yazıyor.( Mehemmed Hemebaqi, Raperini Hemzaaxa          Mengur, Aras Yayınları, Hewler, 2003, sayfa 51)

 

1877-1878   Osmanlı Rus savaşına   katılan Kürdlerin   sayısını   tespit etmek   kendi başına başına   özel bir araştırma konusu   olması gerekir.   Aynı durum Şeyh Ubeydullah önderliğinde savaşa katılan Kürdler içinde geçirlidir. 1293 savaşı denilen bu savaş da dahil olmak üzerine   Kürdleri katıldığı   tüm savaşlar ve tarihi olaylarda   Kürdlerin rolü ve sayısı sürekli olarak çarpıtılmış ve Kürdler sürekli olarak negatif   gösterilmiştir. Mesela   bir Fransız kaynağı   1877-78 savaşını   ve Beyazid olaylarını   irdelerken “ Faik Paşa’nın 8000 Haydaranlı Kürdü   savaş cephesinden uzaklaştırdığını” yazıyor.(Les   Russes et Les Turcs,   Manceaux Editeur 1877 Paris,   sayfa 323)

 

Yine Kürdlerin   çok yoğun bir şekilde   Türklerle sorunlar yaşadığı ve savaş cephesini terk ettikleri bir ortamda 12 Temmuz 1877 tarihinde Faik Paşa, Ahmed Muhtar Paşa’ya yazdığı bir telgrafta       3000 Kürd askerinin   kaldığını, bunlardan   1443   kişi Şeyh Ubeydullah’a bağlı, 700 kişi   Celâlettin Efendiye bağlı(Kamuran İnan’ın atalarından ve aynı zamanda Seyyid Taha Hakkari’nin halifelerindendir) ve 450 kişi Hamza Ağa’ya bağlıdır.(Halfin’den aktaran   Hemebaqi, age sayfa 62)

Ayrıca   1877-1878 savaşı   sırasında   geçmişte   Rusya’nın   devlet sınırları içinde yer alan Kürdlerde   saf değiştirerek Osmanlı devletinin   safında Ruslara karşı   savaşmışlardır.   Örneğin   Zilanlı Cafer Bey’in ailesi….   Bilindiği gibi Zilan aşireti   lideri   Cafer Bey     Rus ordusunda   generalliğe   kadar yükselmiş bir Kürdtür.     1877-78 savaşı sırasında   kendisi de Rus ordusunda   subay olan oğlu   Eyüb   300 hane halkıyla Osmanlıların bölgesine geçiyor.   Bu konuda bir hayli belge var.   Bunlardan biri   İsmail Hakkı’nın   5 Kanunievvel 1293 tarihinde     Ahmed Muhtar Paşa’ya   şöyle yazıyor: Rusya’nın Zilanlı aşiret Reisi, müteveffa Rusya generali Cafer’in oğlu   Eyüb Ağa    üç yüz hane   halkıyla Osmanlı Salsanatının   mübarek mülküne   iltica   ettiğinden, kendisi İsmail Paşa nezdinde istihdam oldundu”( Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Anadolu’da   Rus Muharebesi, 1876-1877, Cilt 1, Petek Yayınları   İstanbul, 1985, sayfa 267)

 

Türklerin   burada   sözünü ettiği Rus Generali Cafer Ağa 1877 yılında vefat ediyor. Kürdler tarafından   Guli Cafer Ağa diye biliniyor. Ünlü Kürd dengbêjnin   bir stranında da   Guli Cafer   Ağa şöyle geçiyor.immet buyurulması bilhasa idare emirlerine   dahi layıkıyla itiî Evdalê Zeynikê’nin   bir stranında da   Guli Cafer   Ağa şöyle geçiyor.

 

Lo Mîro

…

Hayde bavo…

Axayo de siyar be

Mîrê min siyar be

Ji siyara siyarekî rindî karîbar be.

Di ser dilbijûyê Erebî hûr de xar be

Di wêrana Deveboynê de xar be

Şayol li milê teyî rastê ye, nêzîk e

Lêxe, di Sînega Êzdiya re

Di Çemçê re, di warê Huseyîn Axa de xar be

Li ber derê Gulî Cewar Axa

Axayê Torina Kose û Huseyîn Axayê Çok-Deve peya be

Fîncanek qawe vexwe

Bira can û bedena te belav be

Bira ji bona kekê min zewk û şîfa be…[87]

 

Sayın Rohat Alakom, Kars Kürdleri adlı çalışmasında   Guli Cafer Ağa’nın   Ali Eşref Bey   babası gibi   Rusya’nın saflarında kalıp   generalliğe kadar yükseliyor. Oğlu Eyüp ise   Osmanlıların saflarına geçiyor.(Rohat Alakom, Rengên Kurdên Qersê, http://www.netkurd.com/?mod=news&option=view&id=885 )

 

 

 

Farklı bölgelerden bir dizi Kürd aşiretinin dışında   bir Osmanlı ordusunda   görevli olan Kürdler bu savaşa katıldılar. Konumuz   Şeyh Ubeydullah   olduğundan dolayı gelişmeleri     onunla sınırlamak istiyorum.

Osmanlı devletinin Şeyh Ubeydullah Nehri’den   büyük bir beklentisi vardı. Osmanlı   Ordularının   Başkomutanı Mustafa’nın   12 Teşrinisani 1293 tarihinde   Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya gönderdiği   mektupta   bu beklenti hakkında   geniş bir bilgi vermektedir. Mektubun tümünü aktarıyorum: “Anadolu ordusunun   her taraftan   takviye edilerek düşman taaruzununun önlenmesi   mecburidir. Şeyh Abdullah Efendi(Şeyh Ubeydullah   olacak   Aso)nin   ta Süleymaniye havalisinden   Bayezid’e   kadar manevi   nüfuzu tesirlidir. Az bir müddet zarfında   en az   altı bin kadar   yardımcı süvari askeri tertipleyerek, sizinle   kararlaştırılacak mahalle sevkine gayret etmesi için kendisine telgraf çekildi. Sizin tarafınızdan dahi   Şeyh Abdullah Efendi’ye   münasip bir şekilde tebliğat yapılmasını ve kendisinin taltif edilmesini istiyoruz. Toplayacağı yardımcı askerlerin celp edilmesine, gerek sair cihetlerden gelecek yardımcı askerlerin   haklarında   devamlı muamele yapılmasına ve nizami asker gibi idare emirlerine   dahi layıkıyla itina gösterilerek   istihdamlarına ve   istifade edilmesine himmet buyurulması bilhassa   temenni   ve tavsiye olunur efendim”( Gazi Ahmed Muhtar Paşa, age, cilt 2, sayfa 140-141)

 

Şeyh Ubeydullah Nehri,   Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Fikri(7)

 

Aso Zagrosi

 

Osmanlı   Ordularının   Başkomutanı Mustafa’nın göndermiş olduğu bu mektupta Osmanlı   devletinin Şeyh Ubeydullah Nehri’den   büyük beklentileri var. Şeyh Ubeydullah Nehri,   savaş   cephesine vardığı zaman Osmanlı devleti   hem Balkan cephesinde ve hem de Kürdistan cephesinde   büyük kayıplar vererek   geri çekiliyordu.     Yukarıda da belirtiğim gibi savaşa katılan Kürdlerin   sayısını   tespit   etmek çok zor.   Fakat,   Ermenilerle Kürdler arasında yapılan çatışmalarda Şeyh Celaleddin ile birlikte   “Er

İlgili Haberler

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)
Siyasi

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)

    Aso Zagrosi   İbn Xaldun İslam dünyasının en önemli tarihçilerinden, filozoflarından ve sosyologlarından biridir. İbn Haldun, ünlü tarihçi ve sosyolog olarak bilinir ve "Mukaddime" adl...

2 yıl önce 1,902

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine
Siyasi

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine

Son yıllarda Türk devletinin çabalarıyla Mela Gorani Şarezori’yi gölgede bırakarak Şeyh Akşemseddin üzerine bir dizi kitap ve “akademik” çalışma yaptırılarak Türk yapma çabası, tarihsel gerçeklerle ba...

2 yıl önce 1,534

Sadi Şirazi Kürt müydü?
Siyasi

Sadi Şirazi Kürt müydü?

  Sadi Şirazi, dünya edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen bir şairdir. Özellikle "Bostan" ve "Gülistan" adlı eserleriyle tanınan Sadi, yüzyıllar boyunca çeşitli dillere...

2 yıl önce 2,524

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.