Siyasi

1975 Eylül Devriminin  yenilgisine karşı  dış  devletlerin  tutumu

22.07.2023 2,964 görüntülenme

1975 Eylül Devriminin  yenilgisine karşı  dış  devletlerin  tutumu

1975 Eylül Devriminin  yenilgisine karşı  dış  devletlerin  tutumu

 

Dr. Kemal Ali Muhamed

Dr. Serwer Abdulrahman  Ömer

Çev: Aso Zagrosi

 

Giriş

 

Eylül  Devrimi,  Güney  Kürdistan’da   Kürd  halkının  meşru  haklarının  elde edilmesi  için  başlatılan  devrimlerinin   en önemlilerinden   biri  olarak  kabul ediliyor. Eylül  Devrimi  14 yıllık  ömrü boyunca   büyük bir  silahlı  güç ve   büyük bir kitle desteğini  saflarında   topladı.  Halkların gönlünü kazandı ve  gazeteciler    onun  haberleri peşinden  koşturan  bir  yapı  haline   geldi. Fakat bu devrim, doğrudan ve dolaylı olarak çeşitli iç ve dış nedenlerden  İran ve Irak arasında    6 Mart 1975  yılında  imzalanan  Cezayir  Antlaşmasından sonra    son  buldu..

Eylül  Devrimi  ömrü boyunca  bir çok devlet,  siyasi parti,  örgüt ve  oluşumla  ilişkisi  oldu.  Az yada  çok   bu yapıların devrim üzerinde  etkisi  vardı.  Bu araştırmada   yanlızca    dış devletlerin  devrimin  yenilgisi karşısındaki tutumları  üzerine duracağız.

Bu araştırmanın amacı  şimdiye kadar   bilimsel bir şekilde  özel  olarak  bu  mesele  üzerine  durulmadığından dolayı  var olan  imkanlarımız ve  elde ettiğimiz kaynaklar dahilinde  bu   sorun üzerine  durmayı gerekli görüyoruz.

Bu araştırmanın   yazımı konusunda değişik bir  çok kaynaktan faydalanılmıştır. Bu kaynakların  bazıları   olaylara doğrudan  katılan  Kürd yazarlarına  aittir.  Bunlardan  Nawşirwan Mustafa,  Mesud Barzani,  Cemal Nebez, Abdullah Hasanzade, Mela Baxtiyar, İbrahim Celal,  Mirza Mengur ve  daha başkalarını   sayabiliriz.  Diğerleri  ise  Kürdistan’a  doğrudan gelen, değişim ve  uluslararası  ilişkilerden haberdar olan  yabancı  gazeteci ve  yazarlardır.   Bunlardan  Chris Kutschera,  Gunther Dischner, J. Randal,   David Mcdowl  ve benzerlerini  sayabiliriz.  Ayrıca  gelişmelerde   acık ve  belirleyici  rolü olan Henri  Kissinger  yazılarından,   o dönem çıkan  farklı dergi ve  gazetelerden   yararlanılmıştır.Şoreş

Dış  devletlerin  yaklaşımlarını    iki bölüme  ayırıyoruz:   Birincisi   Türkiye, İran ve  Arap devletleri  gibi  bölge  devletleri,  ikincisi ise;    o dönem   daha  çok dünya   super  güçleri  olarak bilinen   Amerika  ve  Sovyetler  Birliğidir.

Bu devletlerin  tavırları  ayrı ayrı ele  alındı, 1975 Cezayir Antlaşmasıyla  birlikte  14  yıllık  Güney Kürdistan’ın  silahlı mücadelesinin  nasıl  yenilgi  aldığı  üzerine  duruldu.

1975 Eylül Devriminin  yenilgisine karşı  dış  devletlerin  tutumu

 

Şu gerçeği  bilmek  lazım   bölge devletlerinin  hiç birinin   Kürdistan devriminin   başarıya   ulaşmasında ve Kürdlerin amaçlarına   ulaşmasında   çıkarları yoktu.  Her biri  farklı bir perspektifle   kendi çıkarları doğrultusunda  soruna  bakıyordu ve   tavır  alıyordu.  Eğer  bu  devletlerden bazıları  çeşitli dönemler  Kürdistan Devrimi ile  yardım  ilişkisine  geçmişler ise,   kuşkusuz  bu ilişkiler  geçici, taktiki ve  çıkarları  doğrultusundaydı.  Çıkarlarına   kavuştukları  zaman da  Kürdleri  bırakıp  Kürdistanı işgal eden  diğer  devletleri desteklemeye  başlıyorlar. Burada     bu devletlerin  her birinin   tavırları üzerine  duracağız:

 

İran’ın  Tavrı:

 

1925  yılında  Rıza  Şah,    son Qaçari  Şah’ının   İran’daki  iktidarına   son verdi.  O  günden  bu yana  iktidara  sahip  olan  Fars  halkı, ulusal  devlet  çerçevesinde  diğer  halkları bir ırk, bir  kültür ve  İranileştirmek  için  çaba sarfetmektedir. İran,  Fars  olmayan   halkların  geliştirdiği  kültürel, siyasal ve toplumsal  tüm  hareket ve ayaklanmaları   ülke  içinde   şiddetle   bastırıyor.   Komşu devletlerle  ülkelerinin  bölünmez bütünlüğünü  tehlike  sokacak  tüm  hareketlere   karşı  ittifak ve   antlaşmalar  yapmıştır.  Elbette, Kürd meselesi ve  devrimleri  yarım  yüzyıldan  beri   İran ve diğer  bölge  güçlerinin  kıskacındadır.  Ayrıca  İran  Kürdistan’ın büyük bir   parçasını  işgal etmiş(1) ve  halkını  baskı altına  almıştır. İran,  sürekli  olarak   Kürdistan’ın diğer  parçalarının   en basit  hakka  kavuşmasına karşı  bir  engeldir.  İran, Güney Kürdistan’da  Eylül Devrimi’nin  14  yıllık ömrü boyunca   kendisini    dost ve  dayanışmacı  olarak gösteriyordu.  Bu dostluk, 1975’de  yapılan  Cezayir  Antlaşmasıyla  son buldu.   Büyük bedellerle  ve  yıkımlarla  14  yıl boyunca   elde edilen  kazanımlar bir  hiçe  dönüştürüldü.    Sadece  bu  değil,    Kürdistan’ın   tüm parçalarında   Kürd  milliyetçiliğine büyük  bir zarar verdi.  Kürd  Eylül Devriminin    trajedisi,   İran Şah’ının   siyaset denkleminde   böylece  son buldu.

Mart 1974  yılında   savaşın yeniden başlamasıyla  beraber  İran  kendisini  Kürd  devriminin  biricik sığınağı  olarak  görüyor ve Amerika’da   dayanışmacı  bir  güç  olarak   Kürd devrimine el atıyordu.  Kuşkusuz  o dönemler  Amerika ve İran  soğuk  savaşın    yakıcılığı  ortamında    doğu da ve körfez de  çıkarlarını  nasıl koruyacakları   uğraşını  veriyorlardı.(2)  Hiç  kuşku  yok ki,   2. Dünya Savaşından  sonra   Kürd  milletinin  başına  gelen   bu  trajedi de   en büyük rolü  İran  oynadı.  Özellikle   geçen  yüzyılın ikinci  yarısında   Kürd  özgürlük hareketi en kitlesel biçimiyle  Güney Kürdistan’da  yoğunlaştığı bir  dönemde..  Bu durum  Irak devletiyle var olan  eski hesapları   görmek  için   tarihsel bir andı.

Bu ise   şu  siyasetin    tatbikini beraberinden getirdi:

1)İran Şah’ı iki tarafın  düşmanı  olan Irak  rejimine  karşı,    Kürd  devrimi  ile  dostluk ve ırksal  ilişkiye  geçti.  Bu  ilişkinin  gelişmesi,  Abdulkerim  Kasım’ın  başında  olduğu  Irak Cumhuriyet  rejiminin   Kürd halkının  hakları  için  verdiği sözlerden  vaz geçmesi  ve    iki taraf arasında  savaşın başlamasından   sonra  oldu.   Özellikle   1962 yılı ve  sonrası   İran  ile  Kürdler arasında   dayanışma  ilişkileri başladı.(3)

2) Her  ne  kadar  1961 ve 1975  yılları arasında   peş peşe  Irak’ta  iktidara gelen  tüm güçler  Kürd  sorunun  adil  bir  şekilde çözeceklerine  dair  söz vermelerine   rağmen,   fakat   hepsi  iktidarlarını  sağlamlaştırmak  için  taktikti.  Bu  değişimler ve  iktidara  gelen güçlerin  Kürdlere karşı  düşmanca  tavırları  İran ile  Kürd  Devrimi  arasındaki   ilişkilerinin ortamını daha da   güçlendirdi.  Bu süreç boyunca İran, Irak  ile  Kürdler arasındaki  savaş ateşini   daha da  yükseltmeye  çalışıyordu.  Aynı zaman da İran, Kürdlerin  yaptıkları  ateşkes,  Arap ve Kürdler arasında  her türlü  antlaşma  girişimlerine   düşmanca  tavır  takınıyordu.  Örneğin  Kürd Devrimi ile  Baas rejimi  arasında  yapılan  en  büyük  görüşme  1970 Antlaşmasıyla  sonuçlandı.  İran  çok açık ve  sert bir  şekilde  antlaşmaya karşı çıktı.  Diğer  yandan   1970-1974  yılları arasında    tam 4  yıl   ne savaş ve  ne  barış  dönemini   Şah  rejimi  ve  Irak  rejimi   bu  antlaşmayı  bozmak  için  kullandılar.  Her  iki devlet    düşünmüş   planlar dahilinde  amaçlarına  ulaşmak için    uğraştılar.

 

 

3)   Ne  savaş  ve  ne  barış   dönemi  olan  4 yıl boyunca   Şah  rejimi  sınırlarını Kürdlere  sonuna  kadar açmış, kendi parasıyla Kürd  devrimi  önderliği ve  devrime  katılanlara   misafirhaneler,  tatil yerleri ,  hastaneleri  ve  diğer  iytiyaçlar  için imkanlar  yaratmıştı.  Aynı dönemde    para  ve  çeşitli  imkanlar  karşılığında  bazı  Kürdleri satın almış,   devrim  hareketi ve  kurumlarının  içinde   yaşanan  gelişmeler hakkında  bilgi alıyordu.  İran,  Kürdlerle  Amerika  arasında Kürdlere  maddi imkanlar sunmak için   bir aracıydı.  Amerika, Kürdlere   silah  ve çok yaygın bir şekilde  patlayıcı gibi  savaş  materyalını  aktarmıştı.  Baas  rejimi ile  Kürdler arasındaki 1974-1975  savaşı sırasında büyük bir sayıda  İran asker ve subayları  Kürd  elbiseleriyle   devrim saflarına   getirilmişti.   4  yıllık  ne  savaş  ne barış  süreci  Kürdlerin  aleyhine,  Irak ve  İran’ın  kazancına sonuçlandı. Irak  bu süreçte   siyasi, ekonomik ve uluslararası  diplomatik  ilişkilerini sağlamlaştırabildi.  İran ise   Kürd devrimini  kontrol altına  aldı ve   birinci derecede  karar verici  haline geldi.

Bu  düşünceyi  ispatlamak  için   bazı  değişik  belge ve  düşünceleri aktarmak  istiyoruz.

 

Muhammed  Hasan  Heykel,  1975  yılında   İran  Şah’ı  ile   bir söyleşi yapmıştı.

 

Şah  şöyle  diyor:  “Evet   biz  Kürd  devrimine  yardım ettik.  Devrimin  son dönemlerinde  arkasındaki  etkili  güçtük. Biz  Kürd  devrimin  başlatmadık. Kürd devrimi vardı ve devam ediyordu.  Bir  kaç yıldan beri Irak  rejimleri   bize  karşı  açık  düşmanca  tavırlar içindeydiler.  Yıkıcıları  sınırın  bu tarafına  gönderiyorlardı ve   çok  çatışmalar oldu.  Kürd devrimi  bizim için   uygun bir  ortam    oluşturdu ve   bizde değerlendirdik.  Acaba  biz    büyük  bir  Kürd  meselesini mi  yaratmak  istiyorduk?  Hayır,  bizim  kendimizin    büyük bir  Kürd  azınlığı var”(4)

 

 

1974  yılında       yabancı bir  gazeteci  Şah’a  “Siz  Kürdlerin  sırtında  Irak  devletiyle  anlaşmamıyorsunz?”   Şah  bu    soruya şöyle  cevap  veriyor: “Bizim   hiç bir zaman  Kürdleri satma    diye bir  niyetimiz  yok.  Fakat,   eğer  iki taraf  anlaşıyorsa,  3. Tarafın     bir şeyleri kaybetmesi  gerekiyor.”(5)   Gerçektende  Şah’ın bu cevabının değerlendirilmesi gerekiyor.  Fakat, Kürd devriminin  önderliği  kendisine karşı  bu büyük saldırı  tehditini bertaraf etmek için   uğraş içine girmedi.

 

Paik’in  raporunda   Kürd meselesi ve  İran Şah’ı  hususunda “Şah  Amerika’nın  göz yumasıyla, Kürdleri başarı araçlarından   yoksun bırakmaya,  Barzani’yı  Irak’a  karşı  kışkırtmaya çalıştı ve  Amerika’nın  sessizliği  ortamında   Şah  1975  yılının  mart ayında  Irak’tan tüm istediklerini elde ederek  Kürdleri  bıraktı.”  Ayrıca  komisyon  raporunda   Kürdler,  İran ve Amerika  için  “oyun kartı”ndan  başka  bir  şey  olmadığını,   Irak’ın  zayıflatılması ve güçten düşürülmesi  ve  uluslararası  siyasette  öne  çıkmasını  engelemek   için  ender ve  bulunmaz  bir araçtı,  diyor.(6)  

 

 Yine   raporda  devamla  “ Bize  göre             Şah   bağımsız  bir  Kürd  devletinin  kurulmasını istemiyordu. İran ve ABD’nin  umudu   Kürdlerin  içinde  bulunduğu  pozisyonun   bağımsız yaşabilmenin   her  hangi   bir  biçimine  kıvrılmaması    yönündeydi. Onlar   Irak’ın   zayıflanmasını   kendi  çıkarlarına  görüyordu.  Ne  İran ve ne de  ABD’nin  hiç biri   Kürd sorunun  çözülmesinden  yanaydı.(7)

 

İran’ın  askeri olarak  Kürdlere  yardım etmesi  meselesine  ilişkin olarak  Asedullah Alem   anılarında    Cezayir Antlaşmasına dair  Şah’a “Kürdistan’a     otonomi meselesi  ne olacak?”  diye  soruyor.  Şah ise   ona  cevaben :”Ta başlangıçta   içi boş bir şeydi”   diye yanıtlıyor.  Bunlar,  Irak ve  İran  devletlerinin   Kürd Devrimi ve  Kürdlerin kaderini   6 Mart 1975  Cezayir  Antlaşmasına   vardıran  bazı belgelerdi.  Cezayir Antlaşmasının  maddeleri ve  protokol  açık  bir şekilde gösteriyor, ki  bu antlaşma   yalnızca  Kürd  özgürlük hareketine ve   Kürd  halkına   karşı yapılmıştı.(9) Antlaşmanın  imzalanmasından sonra  İran  hiç kimseye  haber vermeden,  tüm güçlerini, top, patlayıcı ve askeri araçlarını ve  hatta  yiyecekleri  dahi  İran  topraklarına    geri çekti.  Hemen bunun ardından   Irak güçleri  devrimin  kurtarılmış  bölgelerine  karşı   genel bir  saldırıya  geçti.(10)   Yine  bu antlaşmaya  göre    Irak ve İran  sınırlarını  kapatılar.  İran,    İran’a  sığınan   Kürdleri   siyasi faaliyet  yürütmemeleri  konusunda   uyarmış, Cezayir Antlaşmasına  saygı göstermelerini  istemiş ve  Irak’a  karşı  siyasi faaliyet  ve  hareketlerden  bulunmamalarını istemişti.(11)  Aynı zamanda   SAVAK    çok yakından     İran’a  sığınan  Kürdleri  takip altına  almıştı.   Yeniden   örgütlenme  faaliyetleri  içinde   olan  bazı Kürdler  SAVAK tarafından   tutuklandılar.  Irak ve İran devletleri  Kürdlere  karşı  koymak  amacıyla   dayanışma  komitesini  oluşturdular.(12)  İran  sınırlarını  tümden  kapatı ve  Kürdlerin sınırın  iki  yakasına  geliş-gidişleri  engelledi.  Buna  uymayan  Kürdleri de  yakalıyor ve Irak’a  teslim ediyordu.  İran  Şah’ı  Kürd Devrimine  karşı  siyasetini  eleştirisel bakan   düşüncelere  karşıydı ve  her zaman bu eleştirilere  karşı  “Uluslararası  topluluk    bizi  ihanetle  suçluyordu. Fakat,    her  ne  olursa   olsun bağımsız Kürdistan’ın bizim için  hiç iyi bir  tarafı  yoktu” diyordu.(13)

 

Yukarıdaki  düşüncelerde de  görüldüğü gibi İran’ın  tavrını   diğer  bölge  devletlerinin  tavrıyla   kiyaslamamak  lazımdır. İran’ın   ta  devrimin başlangıcından ve   bitirilişine   kadar  düşünülmüş bir  siyasi planı vardı.  14  yıllık  savaş  boyunca  İran  etkili bir  rol  oynadı. Öyle  bir noktaya  gelmişti ki,  Kürd meselesinin  çözümü ve geleceği  İran  Şah’ının  eline geçmişti.  Bağdat’taki  Baas rejimiyle  aldıkları  tüm  kararlardan   Kürdleri dıştaladılar.  Acaba   devrim  önderliği   o kadar kavrayışsız mıydı,   dıştalamaya ve Orta Doğu’da  en büyük  ulusal devrimini,    Kürdistan’ın  büyük bir parçasını denetim altında  bulunduran bir   devletin   kontroluna   bırakmaya?  Yada   Amerika ve İran arasındaki   dayanışma  siyasetinden,  uluslararası  siyasetin  gidişatından, önderliğinden ve  devrim önderliğinin  elinden   karar  imkanın  alınmasından?  Her   ne  kadar konumuz   devrimin  yenilgisinin  sebepleri  değildir.  Fakat  şu  gerçeği  vurgulamak  lazım, Ortadoğu’daki  gelişmeler,  Arap ve İsrail arasındaki  çelişkiler, Amerika’nın  Kürdistan’ı işgal  eden  ülkelerle olan ittifakı, Sovyetlerin  Irak’taki Baas rejimiyle  olan dostluk ve dayanışma  siyaseti  Kürdlerin  programsızlığı  ve   o dönem  devrim  önderliğinin üzerine etkili olan  aşiret ve gerici zihniyet   ile birleşti.  Aynı zamanda  şunu da   unutmamak lazım.  Barzani’nin  İran’a  karşı    hiç  bir güveni yoktu.  Barzani,  İran’a    yaklaşmasını  dostluk  olarak görmüyordu.  Bu  açıdan    Barzani  için  “Eğer   Amerikalılar  olmamış  olsaydı,  1972’de    hiç bir şekilde  İran ile  ittifak kurmazdık.  Çünkü,  İran,  Irak’tan  daha  kötüdür”(14)

evrim  döneminde  ve  1975  yenilgisinden önce  Kuzey ve Güney   Kürdistan  sınırları  Peşmergelerin   kontrolu altındaydı.  Irak polis   kurumları  bölgeden çıkarılmıştı. Her  ne  kadar   Barzani   Türklere  hiç bir  zaman  güvenmemesine  rağmen,(15)  fakat  bununla  birlikte  Türk  devletine  Kürd  devriminin     Türkiye  sınırları için hiç bir  tehlike  teşkil etmediğini ve  hiç bir sorunun  oluşmasına meydan vermeyeceğine dair  söz vermişti.(16)   Fakat,   Türkiye  sömürgeci bir  devlet  olarak   sadece  Güney Kürdistan Hareketine   kuşkulanmakla  yetinmiyerek,  sürekli olarak  hareketin  gelişmesine ve  başarısına  karşı  duruyordu.   

 

 

Türkiye   sürekli  olarak Şah rejimi ile  olan   diplomatik ilişkileriyle  Şah  rejiminin   Kürd Devrimi’ne  verdiği  desteğe  karşı  rahatsızlığını  seslendiriyordu.  Türkiye, İran’dan    Kürd devrimine  verdiği   desteğe   son  vermesini  talep ediyor,  

İran’ın  dikkatini   Türkiye ve İran’da   büyük bir  Kürd  kitlesinin  yaşadığına ve  bunların  uyandırılması    tehlikesine  dikkat çekiyordu.(17)

 

Türkiye’nin  bu siyaseti   yeni değildi.  Türkiye’nin  kurulduğu  1923  yılından    günümüze  kadar   Kürdistan’ın en büyük parçasını ve  halkıyla  birlikte  denetim altına  alan  devletlerden  biridir.  Türkiye  şiddetle   Kürdistan’ın  hangi  parçasında  olursa  olsun   Kürd sorununun  adil  bir  şekilde  çözümüne dair  dayanışma  girişimlerine    karşı çıkıyor.  Kürd  Eylül Devrimine  karşı   Türk devletinin  çalışma   programı  açık bir  şekilde  görülmektedir.  Türkiye,  İran’ı    Kürd  devriminde   uzaklaştırmaya,  İran ve Irak  arasında   iyi komşuluk ve   dostluk  ilişkilerini   oluşturmak  için uğraştı.  Ayrıca   Cezayir Antlaşması  imzalamadan  önce  Irak ve İran  arasında  ön bir kaç  toplantı  İstanbul ve Ankara’da   yapıldı.(18)

 

Ayrıca bunun  dışında  Türkiye  bir dereceye kadar   Irak’ın  dostu ve   iyi bir  komşusuydu.  Eğer   iki devlet  arasında   farklı dönemler de   çeşitli  sorunlar   olmuşsada,   iki tarafı birleştiren, bir araya getiren ve  mutabık kılan   Kürd  meselesine  karşı    ortak   tavırlarıydı.

Örneğin    8 Nisan 1974  tarihinde   Saddam Hüseyin   Baas Partisinin    kuruluş  yıl dönümünde yaptığı  konuşmada   çok   ateşli bir  şekilde     Türkiye’ye    Irak  petrolunu  çok ucuz bir  fiyatla vereceklerini   söylüyor ve  şöyle  devam ediyor:  “Biz  Türkiye’yi   birinci sıraya koyduk.  Yani   dost bir  ülke, ikinci  sınıfta   değildir.   Sürekli  olarak  kendilerine  petrol  gönderiyoruz ve gelen tüm  isteklerini de  onayladık”(19)

 

 

Bundan  dolayıda Türkiye  tüm  savaş boyunca  Irak  ile  olan  sınırlarını   ciddi bir  şekilde  kapattı.

1975  yenilgisinden  sonrada    Türkiye’ye  sığınmak  istiyen  Kürdlere  Türkiye  yol vermedi ve  geçenleri de  geri   gönderdi.(20)

 

Cezayir Antlaşmasından bir  kaç gün sonra Türkiye   Irak  rejimi  ile    ikili bir askeri antlaşma  yaptı ve  iki  taraf  Güney Kürdistan’a  karşı  geniş  askeri  saldırılara  giriştiler, her türlü değişik  silahla Peşmergelerin   kanına  girmeye ve  Kürd yerleşim  yerlerini  harabeye  çevirmeye  giriştiler.  Özellikle  Peşmergelerin     geri çekilebileceği  kuşkulu   olduklara bölgelere   saldırdılar.(21)

 

Burada   şu  gerçekliğin altını çizmek lazım.  Türkiye  sadece    Kürd  devriminin  yenilgisinden  memnun  olmadı, aynı  zaman da   Kürdlere  karşı   uluslararası   plana da  katıldı.  Türkiye  Cezayir  Antlaşması  öncesi,   bu  antlaşmanın  oluşumu  şartlarını    hazırladı. 

 

 

Arap  Devletlerinin Tavrı

 

 

Kürd   Musul  vilayetinin 06/06/1926 tarihinde Faysal’ın başında  olduğu Irak’a  bağlanmasından ve  Kürdlerin  ezilen  bir  halk konumuna  sokulmasından   1975 Eylül  Devrimi’nin  yenilgisine   kadar olan  süreç bu  araştırmanın  konusudur.   Doğrudan   yada    dolaylı  olarak   Kürdler  ve vatanları    Arap  ülkelerinin  haritalarında  görüldüğü gibi,   Arap  milletinin  bir  parçası  ve  Arap topraklarının  bir  parçası  olarak  görülüyor.  Bu  şovenist  düşüncelerden  hareketle   Arap  ülkeleri   Irak’ta   iş başına  gelen  farklı rejimlerle   aynı fikirdeydiler.  Eğer   bazı dönemler  geçici ve  belirlenmiş  bir amaç doğrultusunda  bazıları   Kürdlerin  bazı  kültürel haklarından  sözediyorsa, Kürdleri  Irak  Araplarının   ortağı  olarak  görüyorsa,  eğer  çeşitli   siyasi nedenlerden dolayı  Mısır,  Lıbya ve Suriye  Irak’a  karşı    geçici dönemler  Kürd hareketine  desteklerini sunmuşlarsa,  Libya  hariç  bunlar Kürd  halkının  doğal  haklarına  karşılar ve açık bir  şekilde Irak’ın  topraklarının  bölünmesine  karşılar.  Irak’ı   Arap vatanının  önemli  bir  parçası  olarak görüyorlar.  İsterse  sağ,  isterse  sol,   ister   laik , ister islami  olsun,   tüm   Arap  ulusal ve islami  hareketleri ve  hatta    Arap halklarıda Kürd halkına ve  meselesine  karşı  aşırı  dogmatik bir  tutum  içindeler.Bundan  dolayı   eğer  bir  dönem bir   ulusal  yada   islami  arap  hareketi   Kürd meselesine  ilişkin  olumlu bir şeyler  söylemişse,  amaçsız  değil ve  mutlaka  Kürd  hareketinden  bir  çıkarı vardı.

 

Burada   bu  meseleye  ilişkin  Mısır  gibi  büyük bir  Arap devletinin   tavrını   örnek  olarak  getireceğiz.  Cemal  Abdulnasir önderliğindeki Mısır,  Irak’taki  Abdulkerim Kasım  rejimiyle  barışık değil ve  bazı  sorunlar  yaşadığından dolayı,   Kürd meselesine  yakınlık gösterdi,  bazı idari(ademi  merkezi) ve  kültürel  haklara   razı  oldu.  Fakat, hiç bir  zaman   Kürdlerin toprak sahibi  olduğu ve  Irak’a  zorla bağlandığını  kabul etmedi.  Bu  aynı zamanda  Saddam  Hüseyin’inde   düşüncesiydi. 

 Saddam  yetmişli  yıllarda  Kürdleri  vatansız  olarak değerlendiyor ve  şöyle  diyordu:  “Biz   toprağa  otonomi  vermiyoruz, halka  veriyoruz.  Eğer  biz  Kürdlerin  toprakları  olduğunu  söylersek,   Kürdler   ayrılma  düşüncesine kapılabilir.”    Mısır  devletinin  siyaseti 1975  yılının başlarında   çok açık bir şekilde  ortaya  çıkmaktadır.  Kürdlerin   Baas rejimi  ile   yürütüğü  kader savaşı devam ediyordu.  Tam da  bu dönemde  Mısır,  Irak ve İran’ı  barıştırmak  için   ciddi çabalar  içinde  girmişti.

Bunun  ardından    İran  Şah’ı   bir   ziyaret için   Kahir’e  gitti.(22)  Niçin?  Gerçekten de  Mısır’ın bu  tavrı   amaçsız  değildi.  Çünkü,  Irak’ın  içindeki    huzursuzluklar  stratejik  olarak   Mısır’ın  çıkarına  değildi.  Mısır,  tüm   Arap  ülkelerinin    kanalize  olduğu   İsrail ile  savaşın  yaşandığı bir ortomda   Irak  ordusunun   iç savaş ile  meşgul  olmasını  istemiyordu.  Diğer  yandan  ise  Mısır  bu  aracılık  rolüyle   İran  petrollerini de garanti altına  alıyordu.  Buna  rağmen     Dr.  Fuad  Mahsum’un  vurguladığı gibi “Mısır,  Kürd Devriminin  böyle  trajedik  bir  biçimde  son bulmasını da  istemiyordu”.(23)

 

Bundan dolayı Mısır   1974  yılının  sonlarına  doğru  Barzani’nin  oğullarından biri (Mesud  yada İdris)nin  içinde    olması gerektiği bir  Kürd  heyetini  Kahire’ye davet  etti.  Mısır  bu heyeti beraberinde  Rabat’ta  yapılacak  olan   Arap  Dışişler Bakanları  Kongresine   götürmek  istiyordu.(Bu  kongrede  Irak ve İran’ın  yakınlaşma    kararı alındı)  Fakat,  Kürdistan Demokrat Partisi  bu  kongreyi  önemsemedi ve   heyet  göndermedi.(24)

 

Ayrıca   20 Şubat  1975   tarihinde  Mısır’ın  Beyrut Büyükelçisi, Mısır Devlet Başkanı  Sedat’ın  Barzani ile   görüşmek  istediğini  bildirdi. Bu davetin ardından   Sami  Abdulrahman  Mısır’ı ziyaret etti,  Enver Sedat ve  Muhamed Hasan  Heykel  ile  görüşmeler yaptı.  Enver  Sedat,  Sami Abdulrahman’a   İran ve Irak arasında   Cezayir’de    barış  görüşmeleri   gündemdedir.  Bu  görüşmelerde  kuşkusuz  Kürd meselesinden de  söz edilecektir, diyor.(25)

 

Fakat, gerçekten de   Mısır’ın  İran, Irak ve Amerika ile  olan    uluslararası   çıkarları,   Kürd  meselesinden  daha  önemliydi.

Arap devletleri(S. Arabistan ve Ürdün)  Kürd devriminden  kurtulmayı,  Tifar  devriminin   tasfiyesi ve  ortadan  kaldırılması için   bir  faktör   olarak görüyorlardı.(26)  Özellikle  Ürdün   Irak ve İran’ın  yakınlaşması  ve anlaşmaları için  çok ciddi çabalar içindeydi.  Ekim  1974   tarihinde  Arap  Ulusal Konseyi ve  Dışişler Bakanları   Magrib’in  başkenti Rabat’ta toplandılar.  Bu  toplantıda  Kürd, Irak ve İran  meselelerini   görüştüler.  Bu toplantıda    Ürdün Kralı  Şah Hüseyin,  Enver  Sedat  ve  Hicaz  Melik’i,  İran, Irak ve Kürdler arasında  aracı,  Irak ve İran’ın  barıştırılması  için  görevlendirildiler.(27)

 

Fakat, Cezayir  devleti de    Irak ve İran  devletlerinin  barıştırılmasından ve Kürd Devriminin  ortadan  kaldırılmasından   esas ve  önemli bir rol oynadı.   4-6  Mart  1975  tarihleri  arasında   Cezayir’de  yapılan  Opec   ülkelerinin  yöneticilerinin  toplantısında  Cezayir devlet başkanı   Hewari  Bumediyen   Irak ve İran  arasında  yaşanan  sorunların  çözülmesi  önerisini  getirdi.  Toplantıdan  sonra  iki taraf  barış antlaşmalarını  ilan ettiler.  Cezayir’de   Irak  ve İran arasında     sınırlara   ve  antlaşmanın  temel maddelerini  tabit etmek  için  oluşturulan  ortak  komitenin  üyesiydi.(28)

 

Bu amaç  doğrultusunda   Irak  Dışişler Bakanı,  Seydun Hammadi,  İran Dışişler Bakanı, Abbas Xelhatber ve  Cezayir  Dışişler Bakanı   Abdulaziz   Butefliqe’nın    hazır bulunduğu    toplantılarda bir  kaç antlaşma   imzaladılar.  Bu  antlaşmalar  içinde     Irak ve İran  Kürd  Ulusal Hareketleri  için   Sınırların Güvenliği  İçin  Protokol   çok  önemliydi.(29)

 

Arap devletleri içinde   yalnızca   Suriye ve Libya  Kürd devrimi  destekliyorlardı.   Suriye’nin  siyasi amacı vardı.  Baas  Partisinin   Suriye  ve Irak  önderlikleri arasındaki  çelişkiler  çok sertleşmişti.  Suriye,  Kürd Devrimi’nin aracılığıyla   Baas Partisinin  Irak  kanatını   zayıflatmak  istiyordu. Bundan  dolayı   Saddam Hüseyin   21  Mart 1975  tarihinde   yaptığı  bir açıklama da   Arap  ülkelerinden  biri    Kürdleri destekliyor ve  ona  karşı  rahatsızlığını  dile getiriyordu.  Burada  söz konusu olan  Arap devleti  Suriye  devletiydi.(30)

 

İkinci  Arap  devleti  Libya’ydı.   Libya  hiç   bir  çıkar   beklemeksizin  Kürdleri destekliyordu.   M. Kadafi  Mam Celal’a “Eğer  mücadelenize  devam  etmek istiyorsanız,  Iran’ın verdiği  yardımları size  sunmayı  hazırız”  diyor.(31)

Yukarıdaki   tüm  açıklamalardan  sonra   Arap devletleri içinde  yalnızca  Libya  Kürd  sorunun  adil bir  şekilde  çözülmesinden   ve Kürdlerin  tüm  diğer  Ortadoğu  halkları gibi   özgür ve bağımsız  devletlerini  kurmalarından  yanaydı.  Diğer  Arap  ülkelerinin  tümünün  tavrı   Irak,  Arap topraklarının    bir parçası  yönündeydi.  Arap devletlerin   bu ortak tavrı bugünde  devam ediyor ve Kürdlerin Irak’ta  kendi kaderini  tayin  etmesine  karşılar.

 

 

Amerika’nın Tavrı

 

1972  yılında    Irak ve  Sovyetler Birliği  arasında   15   yıl   için   yapılan  İttifak Antlaşması,  İran ve ABD’nin  bölge  siyasetleri  için bir   tehlike  oluşturmuştu. Bundan dolayı,     Mayıs  1972’de   İran  Şah’ı  ile   ABD Başkanı  Nikson   arasında  yapılan  ikili  görüşmede   Şah  Nikson’un  dikkatini     rahatsızlık duyduğu  bir  hususa  çekiyor.  Şah’a  göre  Sovyetler Birliği   Kürdler, Komunistler  ve Baasçılar   arasında  bir  ittifak  oluşturmaya ve bunları  ilerici bir ulusal cephede   toplamak  istiyor.  Bundan sonra  Kürd  meselesi    onlara karşı   bir  hancer  olmaktan  çıkar,  Baasçıların ve  Komunistlerin   bir  destek  gücü  haline    gelir.

Bu arada   Nikson,   Kürdlerin  Bağdat Hükümetine  karşı  olan  ayaklanmaları  Amerika’nın   yardımı  olmaksızın  yenilgi alacağı   sonucuna  vardı.(32)

 

Bu  meseleye  ilişkin  olarak  H. Kissenger “ Bizim  Kürd  meselesine  doğrudan  el atmamız  Nikson ve  Brejnev arasında Moskova’da  yapılan  üst zirveden  sonra ve  esas   olarak Mayıs 1972   tarihinde  Tahran’a   yapılan  ziyaret ile  başladı.(33) diyor.

Nikson ve Kissinger  Tahran’a   yatıkları   ziyaret  esnasında   Barzani’ye  yardım  yapacaklarına   dair  söz veriyorlar.   1972  ve  1975  yılları arasında   Amerika’nın   Kürdlere yapmış  olduğu yardımın  toplamı  16  milyon  doları  geçmiyordu.  Bu  yardımın esası da   İsrail’in  1968   yılında  “6 Gün  Savaşı”   olarak  bilinen  savaş  esnasında  el koyduğu   Sovyet  silahlarını   satın almaya    harcandı.(34)

 

Cezayir  Antlaşmasına  ilişkin  olarakta  Amerika,    Irak ve İran arasında  yapılan  görüşmelerden   haberdardı. Amerika,   yapılacak  antlaşmanın   sonuçlarını   çok iyi biliyordu.  Fakat, Amerika  hiç bir tutum   geliştirmedi.   Paik  raporunda   açık bir  şekilde  Şah ve Saddam  arasında   yapılan antlaşmaya  şöyle  değiniyor:  “Amerikan  Gizli İstihbarat Teşkilatı uzun  süreden beri müttefikimiz  Şah’ın  Kürd  Ulusal Grubunu  desteklediği   süreçte,  düşmanı olan  Irak ile  sınır sorunları  üzerine antlaşmaya çalıştığını   biliyordu”(35)

 

Henri  Kissinger  ise   şöyle  diyor:  “Bizim  düşüncemizi  sormadan ve kendi çıkarları doğrultusunda  İran Şah’ı   Irak ile anlaşmaya vardı.  Bizimde   İran  olmaksızın   Kürdlere yardım etme  imkanımız  yoktu.  Kürdlere   yardım etmek için  başka hiç bir yolda  yoktu. Kürdlerin   hatırı için   İran’ın   kalbini   kırmak da  gerekmiyordu. Bundan dolayıda  Kürd Hareketi  son buldu”(36)

 

Kuşkusuz  Cezayir Antlaşmasından sonra  artık  Amerika’nın  Kürdlere    yaptığı  yardımda   son buldu.  Amerika’nın  Kürdlere  verdiği vaatler   su  üstünde  yüzen  sabun köpüklerine  dönüştü.

Çünkü  Washington,  Tahran’ın   Barzani’ye  bildirdiği  savaşı durdurma    yönündeki  tutumunu  destekledi.(37)

Ayrıca  daha sonra   18 Mart  1975   günü   Amerikan  Sesi  Radyosu,  Amerikan  Dışişler Bakanlığının  bir açıklamasını  yayınladı.  Bu açıklamada “ Kürd devrimcileri ABD’den   sorunlarıyla  ilgilenmesini ve  yardım etmesini  talep etmişler.  Amerikan  Dışişler Bakanlığının  onlara cevabı   bu Irak’ın  bir iç meselesidir ve Amerika  buna  karışamaz”(38)diyor.

Amerika’nın  ansızın  Kürdlere  ve Kürd  meselesine   karşı  tutumunu değiştirmesinden sonra   Barzani  Kissinger’e  bir   mektup  yazıyor.

Barzani  Kissinger’e  gönderdiği  mektupta “Amerika  devleti,    Kürd  milletine  ve  meselesine  karşı ahlaki ve  siyasi bir  sorumluluğu   üstüne  almalıdır.”   diyor  ve “Amerika    siyasi kararlarına   saygı göstermelidir”  diye ekliyor.

Yine  Barzani bu mektubunda    şu taleplerde  bulunmuştu:

“ 1)Saldırılar   durdurulmalı ve    görüşmelerin   önü açılmalıdır,

 

2) Amerikanın  İran  üzerinde  etkisi  olduğundan  dolayı   sizden  rıca  ediyorum  içinde  bulunduğumuz  bu hassas  tarihsel  süreçte,  ulusumuz    belirsiz bir  gelecek ile  karşı   karşıya kaldı.  Bir şeyler yapın ki,   askeri güçlerimiz ve  milletimizin   mevcut  durumu  sürsün ve  yaşamına  devam  etsin”(39)

 

Fakat,  Barzani  gönderdiği  bu   mektubun  hiç bir cevabını almadı.  Kissinger  Amerika’nın  Kürdlere karşı  olan  siyasetinin   üzerindeki perdeyi aralıyor ve şöyle  yazıyor:  “Türkiye ve İran  gibi komşu  ülkeler, kendilerini   Iraktan  korumak  amacıyla  Kürdlere yardım ediyorlardı. Fakat, bu  devletler   hiç bir şekilde  bir Kürd Ulusal Devletinin    oluşmasına  hazır değillerdi. Ayrıca  Nikson   idaresi   hiç bir zaman    Irak Kürdlerinin bağımsızlığı için  yardım etmedi”(41)

 

Fakat,   Kissenger’ın  açıklamalarında  ezilen  Kürd milletine karşı   Amerika’nın ve  ortaklarının çıkarları ve   siyasal  ahlaksızlığı  açık bir şekilde  ortaya çıkmaktadır.

Kissinger  şöyle  yazıyor: “Biz  Kürdlere  büyük bir  zulüm  yaptık.  Irak’ın  Suriye’ye  karşı durması   gerektiği bir dönemde    Kürd savaşını durdurduk ve Kürdlere verdiğimiz desteği  geri çektik” (42)

Bu   tavra   ilişkin olarak  J.  Randal “Nikson  Kürdleri  tarihleri  boyunca  en büyük  ve  kötü yenilgi ile karşı karşıya bıraktı  ve Barzani’nin  Kürd  Ulusal Hareketi  içindeki   onlarca  yıllık  iktidarına  son verdi.”(43)

Paik  raporunda da  sözü edildiği gibi  Amerikalılar  “Bizim  Kürdlere karşı  siyasetimiz ahlaksızcaydı.  Ne  Kürdlere   yardım ettik ve  ne de  Irak  Hükümetiyle sorunlarını  görüşme  yoluyla çözülmesi için  bir  uğraş  içine  girdik”(44) diyorlar.

 

Burada    şöyle  bir  soru gündeme  geliyor: Acaba  Nikson ve  Kissinger  Kürdler  hakkında  bir şeyler  biliyorlarmıydı?  Yada  Tahran’a  gitmeden  önce   Kürdleri  tanımaya   önem vermişlermiydi?

20  yıl  sonra   Nikson  Kürdleri bıraktıklarını  kabul ediyor ve  pişmanlığını  şöyle  ifade ediyor : “Biz Kürdler  hakkında  çok şey bilmiyorduk,   dağlı aşiretlerden  biri  olarak biliyorduk”(45)

 

Yukarıdaki anlatımlar  Amerika  ve ortaklarının   Kürdlere  ve Kürd  sorununa   ilişkin   ahlaki  olmayan  siyasetlerine  bir  cevaptı.

Örneğin   22 Mart  1974 tarihinde   Newyork Times  gazetesi “Sovyetler Birliği Savunma  Bakanı    Mareşal  Andre  Griçko’nun,   Bağdat’tı  ziyaret ettiğini,  Bağdat’taki  ortaklarıyla  Kürd devrimcilerini  barıştırmak  için  bir proje  götürdüğünü,  fakat  Barzani  İran ve ABD’nin  istemi  doğrultusunda   bu projeyi  onaylamadığını”  yazıyordu.(46)

 

Bir  kaç  yıl sonra   Kissinger  bu  meseleye  ilişkin olarak “Bizim  stratejimiz açık ve netti. Sovyetler Birliği ile  ilişkisi olan  hangi devlet olursa  olsun   zayıflatılmalıydı.  Sovyetler  Irak ile  askeri  ilişkilere  geçtikten  sonra, artık bizim için  Kürdlere  yardım etmek  yerinde bir olaydı”(47)

Barzani   bir  çok vesile ile  yaptığı açıklamalarda  ABD’ye   güvendiği  kadar  hiç bir   süper güce  güvenmediğini   eğer   Kürd meselesi  başarıya  ulaşırsa   Kürdistan   ABD’nin  51. Vilayeti  olacağını  söylüyordu.(48)

Buna  ilişkin  olarak  J. Randal “Barzani  bu  meseleyi  ABD  yöneticileriyle  görüşmek amacıyla  Washington’a  gitmek  istiyordu.  Barzani’nin  ABD’ye  siyasal olarak  kör  bir  inancı vardı”(49)

Barzani   1972  yılında  Washington Post  muhabiri  Cim   Hoglandy’ye verdiği   söyleşi de “Bizim  İran  Şah’ına   inancımız yok.  Fakat ben   Amerika’ya  inanıyorum.  Çünkü, Amerika  Kürdler gibi küçük bir  halka   kötülük yapamayacak  kadar  büyük  bir ülkedir.(50)

Ondan sonra  Amerika   Kürdlere verdiği desteğe  son verdi ve  verdiği  hiç  bir  sözü  yerine getirmedi.

Barzani   Mart  1975’de    yine  aynı  gazeteciye  verdiği söyleşide      hatasını  kabul ediyor.  O   büyük  hata  ki,    Kürdlerin  yıllarca   yürütüğü mücadele ve ödedikleri  bedelleri    boşa  çıkardı.  Barzani  şöyle  diyor:  “Amerikan   hükümeti   hiç  resmi bir garanti  vermedi.  Biz  o  inançtaydık ki, Amerika  hiç bir  zaman  bizi  terketmeyecek.  Şimdi  görüyoruz  ki  ne büyük  hata  yapmışız”(51)

Barzani  Alman  gazetecisi  Gunther  Dischner’e  verdiği bir  mülakatta  ve   gazetecinin     en  büyük  şahsi  hatasına   dair  sorusuna  Barzani  “Hayatımın  en büyük hatası, ABD’ye   ve  onların   bize  verdikleri   söz ve vaatlere   inanmamdı”  diyor.(52)

Her  ne  kadar Barzani  burada    hatasını  kabul ediyor,  fakat, devrimin yenilgisinden sonra   22 Mart 1975  tarihinde  Amerika’dan   iltica  talebinden  bulundu.(53)

 

Sovyetlerin  Tavrı

 

Sovyetler Birliğinin   Irak   ile  ilişkileri  iyiydi.  Özellikle     Irak ile Sovyetler  Birliği arasında   9 Nisan  1972  tarihinde 15  yıl  sürecek   olan    “Dostluk ve Yardımlaşma  Antlaşması”ndan  sonra.  Sovyetler Birliği   Irak’ta    ekonomik,  ticari ve stratejik   alanlarda   büyük  çıkarlar elde etti.   Irak petrolleri  eli altındaydı ve  büyük  faydalar  görüyordu. Ayrıca   Irak, askeri  silah ve  materyallerinin  tamamına  yakınını  Sovyetlerden  satın alıyordu.  Sovyetler  Irak’ta  büyük  ekonomik  projeler  elde etti.    Sovyet  savaş  gemilerine  Haliç  kapıları açıktı ve Minay am Qesri  ziyaret edebiliyorlardı.  Bundan dolayı  Irak’taki istikrarsızlık  Sovyetlerin çıkarına  değildi. Kürdlerle  Baasçılar  arasındaki  çelişki ve çatışmalar  Sovyetlerin çıkarlarını tehlikeye düşürüyordu.(54) 

Bildiğimiz  gibi   Irak ve Sovyetler Birliği arasında  1972 yılında   yapılan  “Dostluk ve Yardımlaşma  Antlaşması” ve  Sovyetlerin  Irak’a  yerleşmesinin   nedenlerinden  biri   Kürd Devrimi’nin  yarattığı ortamın  ürünü ve sonucuydu.(55)

Sovyetler Birliği, Barzani’nin   Irak  hükümetiyle  anlaşmasını,  KDP’nin   kurdukları ve  Irak Komunist Partisi’ninde  içinde  yer aldığı  Cephe’nin  içine  girmesini  istiyordu.(56)

O süreçte   Romansiv’in başkanlığında   bir Sovyet  delegasyonu  Barzani’yi  ziyaret etti.   Bu delegasyona   Irak Komunist Partisi  sekreteri  Aziz Muhamed ve  Irak Devlet Bakanlarından    Aziz Şerif’te  refakat ediyordu.  Romansiv   açık bir şekilde  Barzani’ye   eğer  Baasçılara karşı   savaşırsa   Sovyetlerin kendisini desteklemeyeceğini  bildiriyor.  Çünkü,  Irak ile  “Dostluk ve Yardımlaşma  Antlaşma” ları var. En iyisi  Irak’ı desteklemeli,  kurulan Cephe’ye katılmalı ve  Baasçılarla  olan  sorunları  barışçıl  görüşmeler  yoluyla  çözmelidir.(57)

Fakat Barzani,  böyle  emirleri  ve   mudahaleleri  kabul etmiyor.  Çünkü, bir yandan  İran   KDP’nin    o Cephe’nin  içine  gitmesini  istemiyor ve  Irak’a  muhalif  olarak kalmasını  istiyordu.  Diğer  yandan  Barzani   Amerikalılara  güveniyor ve  verdikleri sözler  aklını başından alıyordu.(58)

Bunun dışında  iki taraf  Kürd   halkının  hakları,  ülkeyi  idare etme biçimi ve  cephenin   oluşum biçimi  konusunda   düşünceleri farklıydı.  Bundan dolayı,   KDP’nin   bu cepheye    katılması  meselesinde    Barzani’nin  düşünceleri  çok farklıydı.(59)

4  yıl  ne savaş ve  ne  barış  süreci  boyunca , Sovyetler Birliği   Baasçılarla   anlaşmaları için  hep Kürdler  üzerine  baskı kurdu.  Buna  karşılık  Baasçıların   üzerine  11 Mart Antlaşmasının  maddelerini tatbik etmeleri meselesinde   hiç bir baskı  kurmadı.  Gerçek  şuydu, Sovyetler Birliği  Kürdlerden  kayıt ve şartsız Baasçıların  şartlarını    kabul etmelerini  istiyordu.  Irak ile Sovyetler Birliği arasında  sıkı  ilişkiler vardı.  Buna  karşılık Barzani’nin İran ve ABD ile olan  sıkı  ilişkileri, Sovyetler  Kürd devrimi arasındaki çatlağı  daha da   genişletiyordu.  İki taraf birbirine  doğrudan   düşman  oldular.  Bunun dışında   Barzani  açıklamalarının  Sovyet karşıtlığı ve Amerika  yanlılığı   Sovyetleri  daha da  rahatsız ediyordu.

 
Örneğin  Barzani   verdiği  bir  mülakatta   şöyle  diyordu:  “Biz   Ortadoğu’da    Sovyet  iktidarına karşı duran,  Sovyetlerin  dostu ve müttefiki olan  Irak  Ordusunu meşgul eden   önemli bir  faktörüz. Eğer  Amerika  bizi kurtlardan  korursa, biz  bu bölgede  Amerikan  siyasetiyle  uyum gösterecek  her işe  hazırız. Eğer  bize  gereken ve etkili yardım  yapılırsa,  Kerkük petrol  kaynaklarını  Amerikalı bir petrol şirketine  teslim edebiliriz”(60)

Bu ise   Sovyetlerin    tümüyle  Irak’ı desteklemeye ve Kürdleri  bırakmaya sebep  olan   nedenlerden biriydi.  Irak ve Kürd  çatışmasında  Sovyetler   tüm  ağırlığını  Irak’tan  yana  koydu.  1974  mart  ayında    Kürdistan  savaşı başladığında  Sovyetler Birliği  açık bir  şekilde   Kürd hareketine  karşı   siyasi ve askeri  olarak   Irak  hükümetini  desteklemeye başladı.

Tam  1974  savaşının   sıcaklığında   İran  Şahı    Moskova’yı  ziyaret etti.  Sovyetler Birliği ile İran  görüşmesinin   konularından biri de  Irak  ve İran arasındaki  çelişkilerdi.  Sovyetler Birliği  İran Şah’ından  Irak ile olan  çelişkileri  barışçıl  yöntemlerle   çözmesini  istedi.(61)  Burada    Kürd  diplomasisinin    dar görüşlülüğü ve    siyasal  bir  programdan   yoksunluğu  ortaya çıkmaktadır.  Kürd  diplomasisi  Sovyetler gibi  büyük bir gücü tarafsızlaştırma   politikasını   yürütemedi.  Buna  karşılık,  İran   süper güç  olan ABD’nin  dostu ve müttefiki olarak  komşuluk  ilişkileri temelinde   Sovyetler Birliği ile   siyasi ve  diplomatik  bir  denge  yakalaya bildi  ve  tüm alanlarda  Kürd meselesini   kendisine  tabi kıldı.

 
Bu  ilişkilere  ilişkin  olarak  Sami Abdulrahman bir  söyleşide  şöyle  diyor: “Sovyetler  1972  yılına  kadar   Irak Kürdistan Devrimine yardım  etti.  Bu tarihten sonra  dengeler  değişti,  ittifak ve  siyasal  durum değişikliğe uğradı.  Yeni şeyler  gündeme geldi.  Sonuç olarak   Kürd hareketiyle  Sovyetler arasındaki  ilişkiler koptu ve  böylece    Kürdlerle  Sosyalist blokun   ilişkileri  kalmadı”(62)

 
1974  savaşının başlamasından sonra   Sovyetler  sadece   Irak’a   her türlü  silah  yardımıyla  yetinmedi, aynı zamanda  Irak’a  bir çok  savaş  uçağını verdi.(63)  Bunun dışında     önemli bir sayıda   Rus  savaş uzmanlarıda  Irak’ın  saflarında  savaşa  katıldılar.  Örneğin   Fransız  Figaro  gazetesi  5 Temmuz 1974 tarihinde  yayınladığı bir haberde   Topoliyok-22’lilerin  bu savaşta  kullanıldığını   Rus  subaylarından  Albay Alexander  Vasilev  Kürdistan’daki bombardımanları ve  silahların  yönetiminde    sorumludur.(64)  Ayrıca  Irak’ın  dostu Sovyetler Birliği  uzaydan  savaşların  resimlerini çekiyor ve  planlamalar yapıyordu.(65)

Ayrıca  İsrail  radiyosu  06/10/1974  tarihinde  verdiği habere  göre  Sovyetler  13  tane  MİG 23  uçaklarını  Irak’a  satmış ve  pilotlarıda   Rusdur.  Bu  Rus  uçaklarıyla  Kürdleri  bombalıyorlar.(66)

Sovyetlerle  Irak arasındaki ortaklık konusunda   Gunther   Dischner   şöyle  yazıyor:  “Irak’ın   Kürdistan’a  yönelik   hava saldırıları  yalnızca   Irak  uçaklarıyla   yapılmıyordu. Irak hava sahasının gidişatı   bir  grup  Sovyet danışmanı tarafından  yönlendiriliyordu.  Hatta  bazı  Sovyet danışmanlarının   kendileri    uçakların  pilotluğunu  yapıyor ve kullanıyorlardı. Özellikle de   Sovyetlerin  bomba atan  ve  yeni olan   Topoliv-22  uçaklarını..  Bu  uçaklar  her gün  11 ve 18 bin  bin  yükseklerde   Kürdler  üzerine  demir ve ateş yağdırıyorlardı.  Bu yeni  uçakları   Irak  için  göndermişlerdi.  Elbette  böyle  kısa  bir  süreçte  bu uçakların  kullanımı için  Iraklıları eğitmek  çok zordu.  Bundan dolayı  sayıları  300 olan   Sovyet  danışmanları(67),  geçici bir  süre  için bomba  atan  bu   uçakları  kullanmaya  başladılar(68)

Ayrıca  Kürdlerde,  Kürdleri  vurmak için   Irak ve  Sovyetlerin  ortaklığı  konusunda   haberdardılar. O dönem  savaşların idaresinden  sorumlu olan İdris Barzani “Bizim  inancımız  o ki, Sovyet   uzmanları  Irak’ın   bu yeni savaş taktiğinin  arkasındadırlar. Kuşkusuz,  bu  uzmanlar    işlerinden kabiliyetli ve  cesurlar.   Bundan dolayı,    geçmiş  yıllarla   kıyaslandığı zaman   Irak ordusu  cesurca  savaşıyor.(69)

Bu  kızgın  savaş ortamında   Irak  Komunist  Partisi tümden  Sovyet  siyasetini  destekliyor ve  tatbik ediyordu.  Irak Komunist Patisi   hem  silahlı ve  hemde    siyasi ve  propaganda alanlarında  çok sert bir şekilde  Kürd  hareketine   karşı    mücadele etti.(70)

Sovyetler Birliği  basın ve yayın  kurumlarıyla   Kürd  hareketine karşı propaganda  yapıyor ve   Irak  hükümetini   destekliyordu.  Bunun dışında   tüm Doğu  Avrupa  ülkeleri ve dünya komunist partileri  Kürdistan devrimine  karşıydılar.  Saddam ve Şah tarafından  imzalanan  Cezayir Antlaşması   Sovyetler tarafından desteklendi.  Irak Komunist Partisi  antlaşmayı  içten  destekledi ve  “Triq El Şehb”   gazetesi  bu antlaşmanın    olumlu yanları  üzerine  bir kaç  makale yayınladı.(71)

Böylelikle   Kürd Devriminin   yenilgisine  karşı   Doğu ve Batı blokları   sağır  kesildiler, ki  iki tarafında   doğrudan   yada  dolaylı olarak  ilişkisi vardı.   Kürd  Devriminin   yenilgisinden  sonra da   Sovyetler Birliği,   tümüyle  Kürd devrimini  yoketmek  ve Kürdistan’da etnik temizliği temel alan  Irak  politikasını destekledi.  Irak Komunist Partisi,   bu siyasetin yerleşmesine  doğrudan  katıldı.  Çünkü,  Irak Komunist Partisi,  Baasçılarla  oluşturulan  “Irak  İlerici ve  Ulusal Cephesi”nin   ortağıydı.

 


Sonuç  olarak
 


Bu araştırma da     sonuç  olarak::

 
1)O dönem var olan  uluslararası  siyaset   Kürdlerin çıkarına değildi.  Soğuk savaştan dolayı  dünya   Doğu ve Batı  blokları temelinde  bölünmüştü.  Her biri   ezilen ve özgürlükçü  halkların  hareketini değil,    dostları  olan  devletleri   güçlü kılmaya çalışıyordu.

 
2)Kürdistan’ı  kendi aralarında  bölen devletler   tarih boyunca  olduğu gibi,  hangi  parçada  olursa  olsun  Kürd  özgürlükçü hareketine  karşıydılar. Eğer  bazı dönemler  bu devletlerden  biri kendisini  Kürd dostu olarak  gösteriyorsa,   bu yaklaşım  geçici,  taktiki ve     meselede  bazı çıkarları  olduğundandır.  Çıkarları  son bulduğu zaman  ise   Kürdlere  verdikleri desteği  geri çekmekle  kalmayıp,   Kürdlere  karşı  koyuyorlar ve  hatta Kürdlere  karşı olan  savaşa  katılıyorlar. İran’ın  Eylül Devrimine  karşı  yaklaşımında  bu durum açık bir şekilde görülmektedir.

 
3)Eylül  Devrimi sırasında    Kürd  siyasi  önderliği    var olan   gelişmelerin  seviyesinde  değildi,  diplomatik çalışmalarda başarılı olamadı ve kendisini  o dönem  uygulanan    uluslararası   dengelere  adapte edemedi.


Kaynak  Listesi:

 

Birincisi,  Kürdçe  Kitaplar:

 

1)İbrahim Celal,  Xwauruy  Kurdistan û  Şoreşî  Eylul-  Binyatnan û Heltekandin  1961-1975, Çapî  seyem, Çapxaney Jîyar,  Silêmanî, 1999

 

2)Cebar Qadir(Dr),  Çend Babatekî Mêjûyî Kurd, Çapî  Yekem, Silêmanî, 1999,

 

3)Cemal  Nebez(Dr.) Êsta û Paşerojî Neteweyî  Kurd  Le Bergirî  Agirî  Çengî  İraq û  Îran,  Belawkrawekanî  Akademîya Kurdî Bo Zanist û  Huner,  Stockholm,  1989,

 

4)  J.  Randal,  Kurdistan  yan  Kilolî , Neteweyek,   Dwayi  Ew Hemû  Zanyarîye Lêburdinî  Çî?  Wergêranî,  Dr.  Xesrew  Şalî, Silêmanî,  2003,

 

4) Hana Yusuf Ferec,  Meseley Netewey  Kurd  Le İraq da  û dest  xistinenawewey  bîyanî  Le  nawçeke da,  wergêranî le  Erebî we,   Nusîngehî  Dîmaşqî   Yekîtî  Niştimanî Kurdistan, Çapî Yekem, Şam, 1999,

 

6)Hûsên  Arif,  Bîrewerî  Salek Le Temen  28.03.1974 Bo  27.03.1975, Çapî  yekem, Silêmanî,  1999,

 

7)Husên Mehemed Azîz,  Xulanewe  Le Bazinekî  Boş da ,  Deqî  Çawpêkewtin   Le  gel  Cercis Fethullah Parêzer da ,  Çapî Yekem ,  Stockholm,   Swêd, 1998,

 

8)David  Mcdowall,  Mêjûy Hawçerxî Kurd,  Wergêranî  Ebubekir  Xoşnaw,  Bergî   Duyem,  Silêmanî,  2003,

 

9)Gerard   Chaliand,  Kendal Nezan,   Abdulrahman Qasimlo,  Îsmet Şerîf  Wanlî  û  Ewanî tir,  Gelekî Peşmurde  û Niştimanekî  Pert, Wergêranî   M. Gomeyî, Swêd,  1998,

 

10)Dr. Gunther Dischner, Kurd,   Gelî  Le Xiştebrawî  Qedirlêkraw,  Wergêranî  Heme Kerîm Arif, Çapxaney   Wezaretî Roşenbîrî,  Hewlêr,  1999,

 

11) Dr. Abdulrahman Qasimlo,  Kurdistan û Kurd,  Wergêranî  Abdullah  Hasanzade, Belawkrawekanî Binkey  Pêşewa,  1983,

 

12)Abdullah Hasanzade,  Nîw Sede  Têkoşan, Bergî Duyem, Çapî Yekem,   Le Belawkrawekanî  Komîsyonî Çapemenî  Hizbî Demokratî Kurdistanî  îran, 1997,

 

13) Îsa Pejman,  Nihînî Bestinî  Peymannameyî  Cezayîr 1975,  Swêd,  1999,

 

14)Chris  Kutschera,  Mêjûy  Kurd   Le Sedey 19 û 20 da,  Wergêranî   Mehemed  Reyanî,  Tahran,  1369,

 

15) Kurdo Alî,    Sovyet û  Bizûtnewey Niştimanî  Kurdî,  Bê Şûnî  Çap,  1994,

 

16) Mela Baxtiyar(Hîkmet Mehemed Kerîm),  Şoreşî Kurdistan û  Gorrankarîyekanî   Serdem, Çapî Seyem, Çapxaney Roşenbîrî, Hewlêr, 1994,

 

17)Munehçehr    Parsadost, Nakokî    Îran –Iraq,  Wergêranî  Muhsin, Ali  Ekber, Silêmanî,  1995,

 

18)  Nawşirwan Mustafa Emîn,  Pencekanî  Yektir Eşkênin,  Dîwe Nawewey  Rudawekanî Kurdistanî,  Çapî Seyem, Silêmanî,  1998,

 

19 ) Nawşirwan Mustafa Emîn,  Le Kenarî  Danauwe  Bo  Xirî  Nawzeng ,  Dîwe Nawewey  Rudawekanî  Kurdistanî Iraq 1975-1978,  Çapî Duyem,  Çapxaney Zankoyî  Silêmanî, Silêmanî,  1997

 

20)Yekitî Niştimanî Kurdistan, Qîyadeyî  Muaqete  Le Çi Bereyek da  Westawe? Çapî  Duyem, Çapxaney Şêhîd  Ezo, 1983,

 

 

İkincisi:  Farsça  Kitaplar:

 

21)Dr. Azir Mitxet  Mişayix  Fedidinî,   Misail   Mirzî Îran w Iraq , Tehran,  1377 Hetawi,

 

Üçüncüsü:  Arapça Kitaplar:

 

22) Muhammed Hasan Heykel,   Al Hal  we Al Harb  T 8, Beyrut, 1988,

 

23) Mesud Barzanî,   El Barzanî  we El  Hereket El  Huriye El Kurdiye, Arbil,  2003,

 

Dörtüncüsü:   Kurdçe Dergiler:

 

24) Faruq  Mela Mustafa,  Şikestinî  Şoreşî Kurd  Le  Salî  1975  da Govarî  Dwaroj, Jimare 3, Martî  1995,  Silêmanî,

 

25) Henri Kissinger,  Karesatî Kurdekan, Wêrgêranî  Sebahî  Xalib, Govarî Baskar,  Jimare  3,  Salî  1999

 

26) Sebahî  Xalib,  Goftûgo  Wek Bineretêk  Bo Çareserkirdinî Meseley  Kurd,  Govarî  Helwêst, Jimare 3,  Xolî  Duyem, Azarî  1987,  London,

 

27)Cîhangirî Keremî,  Sîyasetî  Îran  Beramber   Be Kurdistanî Iraq(Berawird  Le  Nêwan  Salanî 1975-1990),  Wergêranî  Sîrwan  Celal,  Govarî  Sîyasetîn  Dewlî,  Jimare  31,  Abî,  2000,

 

28)Govarî  Dengî Kurdistanî  Iraq, Jimare 1  Salî  1974,

 

Beşincisi:  Kürdçe Gazeteler:

 

29)Çawpêkewtin  Legel  Samî Abdulrahman,  Rojnamey Berey Kurdistan, Jimare 17,  Şubatî   1990,

 

 

Altıncısı:  El Yazıları

30)Mîrza  Mehemed Emîn Mengurî, Be Serhatî Sîyasî Kurd(1972-1981)   Setnivîs,

 

Yedincisi:   Söyleşiler

 

31) Çawpêkwetinî  Twêjer  Legel  Dr.  Fuad Mahsun   le   03.03.2000,  Silêmanî,

 

 

Kaynak  ve  dipnotlar:

 

   

1)Doğu  Kürdistan’ın  yüzölçümü   134950  km  karedir.  Daha detaylı  bilgiler için  Dr.  Qasimlo’nun  age, sayfa 13’e  bakınız,

 

2)  Mela Baxtiyar, age, sayfa 224

 

3)İsa  Pejman,  age,  sayfa 37,  Nawşirwan Mustafa Emin,    age   sayfa,  88,

 

4)Dr. Cemal Nebez, age, sayfa 20;  Faruq  Mela Mustafa,  age,  sayfa  29,

 

5)Abdullah Hasanzade, age,   sayfa   96,

 

6) J.  Randal,   age,  sayfa  215,

 

7)Gerard  Chaliand,  age, sayfa  312,

 

8)Cihangîrî  Keremî, age,   sayfa, 168

 

9)Dr.  Cebar Qadir, age, sayfa, 79

 

10)  J.  Randal, age, sayfa  242,

 

11) YNK,  age,  sayfa  19,

 

12) Nawşirwan  Mustafa  Emin, age, 35

 

13)  J. Randal,  age, sayfa 244,

 

14) J.  Randal,  age, sayfa 254,  David McDowall, age, sayfa 685,

 

15)J. Randal, age, sayfa  242,

 

16) Husên Mehemed Aziz, age, sayfa 106,

 

17) Dr.  Gunther  Dischner, age, sayfa  290,

 

18) Munehçehr    Parsadost, age, sayfa 51;  Dr. Cebar Qadir, age, sayfa  78;  Dr. Gunther  Dischner, age, sayfa 289;  Mirza Menguri,  age, sayfa  398,

 

19)Gerard  Chaliand, age, sayfa  316,

 

20)Dr. Gunther  Dischner, age, 282,

 

21)Sebahi  Qalib, age, sayfa 50,

 

22)  Dr. Cebar  Qadir,  age, sayfa 78,

 

23)  Dr.  Fuad Mahsun,     söyleşi,  3 Mart  2001,

 

24)Dr. Fuad Mahsun,  söyleşi;  Mirza Menguri, age,  sayfa  441-442

 

25) Chris Kutschera, age, sayfa   493,

 

26)İbrahim  Celal, age, 390,

 

27) Mirza  Menguri,  541,

 

28)  Dr. Azir Mitxet,  age,  sayfa 359-360,

 

29) Nawşirwan Mustafa Emin, age, sayfa  34-35;  Gerard  Chaliand, age, sayfa 314; Dr. Azir Mitxet, age, sayfa 366-367,

 

30) Mirza  Menguri, age, sayfa  602,

 

31) Dr. Fuad  Mahsum,   söyleşi

 

32) Henri  Kissinger,  age, sayfa 10-11;  David McDowall, age, sayfa  684,

 

33) Henri Kissinger,  age, sayfa  8;  Muhammed   Hasan  Heykel, age, sayfa  138;  Nawşirwan  Mustafa Emin,  age, sayfa 138,

 

34) Muhammed Hasan  Heykel, age, sayfa 138;  İbrahim  Celal, age, sayfa 354;  J. Randal, age, sayfa 221,

 

35) Gerard Chaliand, age, sayfa  314-315,

 

36) Henri  Kissinger, age, sayfa 22-23,

 

37)Dr. Gunther Dischner,  age, sayfa 297,

38)  Husên  Arif, age, sayfa 205,

 

39) Chris Kutschera,  age, sayfa 502;  Hana  Yusuf  Ferec, age  sayfa 12; Dr.  Gunther  Dischner, age,  sayfa  295-296;  Mesud Barzani, age, sayfa 345,

 

40) Türkiye Kürdlere yardım etmedi. Tam tersi  Kürdlere karşı  mücadele  etti.

 

41)Henri Kissinger, age, sayfa 7,

 

42) Muhammed  Hasan Heykel,  age, sayfa  140-141,

 

43)J.  Randal, age, sayfa 215,

 

44)Muhammed Hasan Heykel, age, sayfa  140,

 

45) J.  Randal, age, sayfa 218,

 

46) Gerard Chaliand, age, sayfa 313,

 

47) J.  Randal, age, sayfa 220,

 

48) Dr.  Gunther  Dischner, age,  sayfa  339,

 

49) J.  Randal, age, sayfa 222,

 

50) J.  Randal, age, sayfa 227,

 

51) J.  Randal, age, sayfa 227,

 

52) Dr.  Gunther  Dischner, age,  sayfa  298-299,

 

53) Chris Kutschera,  age, sayfa  108; Gerard Chaliand, age, sayfa 507;  Mirza Menguri,  age sayfa 633,

 

54) Nawşirwan Mustafa Emin, age, sayfa  108; Gerard Chaliand, age, sayfa 309;  İbrahim Celal, age, sayfa 353,

 

55) Kurdo Ali, age, sayfa 102,

 

56) Dr. Fuad Mahsun,  söyleşi

 

57) Nawşirwan Mustafa Emin, age, sayfa  110,

 

58)Dr. Fuad Mahsun,  söyleşi

 

59) Nawşirwan Mustafa Emin, age, sayfa  108,

 

60) Dr.  Gunther  Dischner, age,  sayfa  243,

 

61) Nawşirwan Mustafa Emin, age, sayfa  111,

 

62) Sami Abdulrahman,  söyleşi,

 

63)  Govari Dengi Kurdistan, sayı 1, sayfa 132; J.  Randal, age, sayfa 227,

 

 

64) Mirza  Menguri, age, sayfa  520;  Kurdo Ali, age, sayfa 112; Mesud Barzani, age,  sayfa 341,

 

65) Kurdo Ali,  age, sayfa  114,

 

66) Mesud  Barzani,  age, sayfa  531

 

67)  Irak  pilotlarından   Sefaw  Şilal’ın  kullandığı  Rus uçaklarından  MİG 19   1974 Ağustosunda   Balek’te  düşürüldü ve  pilot esir alındı.    Pilot’un  verdiği bilgilere  göre  Sovyet pilotları  Tobolif  uçaklarını  kullanıyordu. Çünkü,  uçaklar o dönem yeni devreye sokulmuştu.  Irak pilotları  bu uçaklar konusunda  hiç bir  eğitim almamışlardı.  Yine  bu pilotun verdiği bilgilere göre  3000 Sovyet   askeri danışmanı  Irak’ta var.(Kurdo Ali,  age, sayfa  112)

Mesud Barzani  bu  mesele  üzerine  şöyle  yazıyor:  “ Bazı   Rus pilotları   TU22 ve SU20   uçaklarını   kullanarak   Kürdistanı   bombaladılar. Bazı pilotların isimleri:   Binbaşı   Krafcinko,  Binbaşı Davidinko,  Binbaşı  Yuri,  Binbaşı Lunya,  Binbaşı   Fulodya ve Binbaşı Vıctor”( Mesud Barzani, age, sayfa 341)

Yine  Mesud Barzani,  Rus, Alman(Doğu Almanya) ve Çekoslovakyalı  uzmanlar    Irak  ordusuyla birlikte   hareket ettiklerini  yazıyor.(age, sayfa 341)

68) Dr.  Gunther  Dischner, age,  sayfa  257,

 

69) Dr.  Gunther  Dischner, age,  sayfa  260,

 

70) Kurdo Ali, age, sayfa  123,

 

71) Nawşirwan Mustafa Emin, age, sayfa  111,

 

Çev:  Aso Zagrosi

Not: Bu yazıyı yıllar önce çevirmiştim.. Bugün arşivimi karıştırırken gözüme çarptı ve yeniden yayınlıyorum.

 

İlgili Haberler

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)
Siyasi

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)

    Aso Zagrosi   İbn Xaldun İslam dünyasının en önemli tarihçilerinden, filozoflarından ve sosyologlarından biridir. İbn Haldun, ünlü tarihçi ve sosyolog olarak bilinir ve "Mukaddime" adl...

2 yıl önce 1,902

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine
Siyasi

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine

Son yıllarda Türk devletinin çabalarıyla Mela Gorani Şarezori’yi gölgede bırakarak Şeyh Akşemseddin üzerine bir dizi kitap ve “akademik” çalışma yaptırılarak Türk yapma çabası, tarihsel gerçeklerle ba...

2 yıl önce 1,533

Sadi Şirazi Kürt müydü?
Siyasi

Sadi Şirazi Kürt müydü?

  Sadi Şirazi, dünya edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen bir şairdir. Özellikle "Bostan" ve "Gülistan" adlı eserleriyle tanınan Sadi, yüzyıllar boyunca çeşitli dillere...

2 yıl önce 2,524

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.