Siyasi

Yaşar Hanım’ın Anılarında: İhsan Nuri Paşa(3)

Aso Zagrosî · 4,724 görüntülenme

Yaşar Hanım’ın Anılarında: İhsan Nuri Paşa(3)
Yaşar Hanım’ın Anılarında: İhsan Nuri Paşa(3)

Aso Zagrosi

 

Dr. Ali Haydar konuşmasında devamla “sen Türk olduğundan dolayı   sana   satmıyorum” gibi sözleri   Kürdler anlamazlardı ve söylemezlerdi. Devlet, İhsan Nuri’yi çok iyi tanıyor. İhsan Nuri’den korkmak devletin hakkıdır. Bura da baldırı çıplak Kürdler   bizlere ve orduya   yaşamı     haram etmemişler mi? Kürdler tüm   geliş ve gidişleri tehlikeye sokmuşlar.

 

Eğer yarın vicdansız biri   devlete bir rapor verir ve İhsan Nuri’nin Kürdler aracılığıyla bizimle ilişki içinde olduğunu söylerse   nasıl kendimizi kurtaracağız?” diyor.

 

İffet Hanım “Vay oğlum  Haydar vay” dedi ve Yaşar Hanım’a dönerek “Kızım Yaşar sen kendi isteğinle bu işi yapmıyorsun. İhsan’ında   bu gelişmelerden haberi yok. Dinimize   göre talâk hakkı   İhsan’a aittir, o da seni boşamıyor.

Devlet güçlü ve iktidar sahibidir. Senin elinden ne geliyorsa yap. Madem ki   Ali Haydar   tehlikedir, bu tehlikeyi atlatmak için   gerekeni yap ve razı olsan senin   için ne zararı var? Sen hep İhsan’ın eşi olarak kalacaksın. İhsan’ında   sana hak vereceğine inanıyorum. Abin zor durumdadır ve eğer birileri ona   hakaret ederse yuvamız yıkılır. Sen bu işi gönüllü değil mecburi olarak yapmıyorsun. Kızım kalk, abinle beraber   git ve bu felaketin önünü al!!! Kalk kızım!!! Kalk”   diyor.

 

Yaşar Hanım: “Doğru   sözün ne   önemi var!!!   Önemli olan insanın gönlü!!!   Sözde de kabul etsem benim için çok zordur, fakat mecburum bunu yapmaya…..” diyor.

 

Yaşar Hanım abisine dönerek: “ Abi senin için sorun olmasın   nasıl istiyorsan öyle yapalım”   diyor.

 

Dr. Ali Haydar bacısını alnından öperek “bacı göz yaşlarını sil ve   gidelim “ diyor.

 

Dr. Ali Haydar önde ve Yaşar Hanım arkasında   devlet yetkililerin bulunduğu salona   gidiyorlar.

 

Yaşar Hanım kederli ve hüzünlü bir şekilde   salona girdiği zaman   ortalığı   uzun bir süre   bir sessizlik çöküyor.   Bir süre sonra   Tabur’un İmamı sessizliği bozarak: “Kızım Yaşar, bildiğin gibi   eşin İhsan     kanunlara sırt çevirmiş ve devlete baş kaldırarak yurt dışına   gitti. Nerede   olduğu da bilinmiyor.   Şeriata   göre   senin talakını istemenin önünde hiç bir engel yok. Devlet’te senden bunu istiyor.” diyor.

 

Yaşar Hanım   hüzünlü ve ağlamaklı bir sesle: “mezhebimize göre talak erkeğin hakkıdır. Devlet benden talak vermemi istiyor.   Siz nasıl münasip   görüyorsanız öyle yapınız. Bundan daha fazla   söyleyebileceğim bir şeyim yok” diyor ve ağlayarak   solunu   terk ediyor. Yaşar Hanım annesi ve gelini   Yaşar Hanım’ı yatıştırmaya çalışıyorlar.   Devlet açısından Yaşar Hanım’ın Talak olayı da böylelikle gerçekleşiyor.

 

Yaşar Hanım   sürekli olarak çevresine   İhsan Nuri ile evli olduğunu, devletin yaptığı dine aykırı olduğunu   söylüyor.   Zaman ile   Yaşar Hanım’a gelen evlenme   tekliflerine bu cevabı veriyor.ihsannn

 

Bu arada   devlet   Yaşar Hanım’ı da   Kürdistan’dan uzaklaştırmak için   Dr. Ali Haydar’a “Batı Anadolu’da”   görev veriyor.   Fakat belirli bir yer   hala tespit edilmiş değildi.

 

Dr. Ali Haydar ve tüm ailesi   Bazid’ten   Qerekose’ye   doğru askerler   koruması altında   yolla düşüyorlar. Qerekose’ye varmadan önce   AGIRΠ  tüm   muhteşemliğiyle   görünmeye başlıyor.

 

Dr. Ali Haydar, Yaşar Hanım’a dönerek “Bu   dağ hangi dağdır? diye sorar.

 

Yaşar Hanım: “Agirî Dağı” diyor.

 

Dr. Ali Haydar   Agirî’ya dönerek  bir şiir   okumaya başlıyor:

 

“Ey sabah rüzgârı,

bir  sesi ,

 

ya benden   götür, ya ondan getir “   diyor.

 

Yaşar Hanım bu şiiri dinlediği zaman   hüzünleniyor ve   Dr. Ali Haydar’a   dönerek “abi   bu şiirle ne demek istedin? Bu şiiri ne için okudun?” diyor.

 

Dr. Ali Haydar: “ Hiç bacım son bir defa Ağrı ile vedalaşmak istedim” diyor.

 

Yaşar Hanım ve   ailesi Qerekose’den Tahir Kıriki’ye doğru   yola çıktıkları zaman   önden giden askerler   hemen   geri dönerek   isyancıların   yol üzerinde olduğunu ve hemen Qerekose’ye   dönmek gerektiğini söylüyorlar.

 

Dr. Ali Haydar hemen   öne   atılıyor ve bakıyor ki askerler   bir Kürd kadını ve erkeği   sorguluyor ve “isyancıların nerede olduğunu?” soruyorlar.

 

Kürd kadın ve erkek   “Kürd isyancılarını görmediklerine   dair yemin ediyorlardı” ……

 

Askerler onlara “ siz silahlarınızı ne yaptınız?” diye soruyorlardı. Onlarda   “silahları olmadığını” söylüyorlardı.

 

Yaşar Hanım ve annesi   askerlerin   kan içinde kalan   bu Kürdleri  öldürmelerinden korkuyorlardı. Dr. Ali Haydar   ileri giderek   iki Kürdü askerlerin elinden kurtarıyor ve askerlere : “ Bunları beraberimden götüreceğim” diyor.

Dr. Haydar araba içindeki yerini onlara bırakıyor ve kendisi   Yaşar Hanım’ın yanına geçiyor.

Bu arada askerlerin nöbet   süreleri bitiyor.   Yaşar Hanım abisine: “Bu fakirleri   ne   yapacaksın başlarına bir şey mi getireceksin?” diye   soruyor.

 

Dr. Ali Haydar: “ Sen   delirdin mi, ben onları askerlerin elinden kurtardım, biraz uzaklaşalım   serbest bırakacağım. Kendilerini tanımıyorum. Eğer   bunları orada   bıraksaydım askerler onları orada   öldürürlerdi. Biraz uzaklaşalım     bunları bırakacağız evlerine gitsinler” diyor.

 

Belli bir süre     yol aldıktan   sonra   doktor   iki Kürdü   serbest bırakıyor. Doktorun annesi   kendilerine   yol parasını veriyor.

 

Bu arada   Dr. Ali Haydar, Yaşar Hanıma: “ Eğer şimdi İhsan savaşçılarıyla   yolumuza çıkarsa   onunla mı   gidersin yoksa bizim ile gelirsin? Eğer onunla gidersen devlet bana inanmaz, bana diyecekler ki   senin İhsan ile ilişkin vardı ve sen kendin bacını götürdün. Devlet beni tutuklar ve işkenceye tabi tutar. Senin     annem, beni ve çocukları düşünmen lazım, eğer İhsan   önümüze çıkarsa onunla gitme” diyor.

 

Yaşar Hanım   abisinin bu söyledikleri karşısında   şaşırıp kalmıştı. Abisine “ abi   sen ne   anlatıyorsun? İhsan nerede biz nerede? diye sorar..

 

Yaşar Hanım       abisinin     İhsan Nuri’nin   Ararat bölgesinde     olduğunu bildiğini ve kendisine   hiç bir şey söylemediğini   yazıyor. Kısacası   Yaşar Hanım   İhsan’ın bölgede olduğundan habersiz.

 

Yaşar Hanım   abisine hak veriyordu, ama   eğer İhsan ile   karşılaşırsa   nasıl onunla gitmezdi? Nasıl ondan ayrılırdı?

 

Yaşar Hanım yol boyunca hayallere dalmıştı.   Dr. Ali Haydar   Bazid’ten   ayrılmadan önce   bazı arkadaşlarına   telgraf ile yolda   olduğunu   bildirmişti.   Bizim yolcularımız   Hasankale’ye vardıkları zaman   Nuri Bey, eşi ve   daha başka   doktorlar     onları karşılamaya gelmişlerdi.

 

Bu arada     Dr. Nuri bey ve Minewer   Yaşar Hanım’ı   gördükleri zaman   şaşırmışlardı. Aniden “Yaşar Hanım!!! Yaşar Hanım!!!”   diyerek   şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.ihsannuri3

 

Dr. Nuri Bey’in eşi   Yaşar Hanım’a: “Biz   İhsan Nuri’nin   gelip   seni alıp götürdüğünü duymuştuk” diyerek sevincinden ağlamaya başlıyor.

 

Yaşar, Minewer’in   bu sözlerinden sonra   Rabiha Hanım’ın annesinin   Bazid’te   söyledikleri sözleri ve   abisinin   Agirî’ye   bakarak     okuduğu şiiri düşündü. Bu arada   Minewer Hanım     Yaşar Hanım’a   İhsan Nuri Paşa’nın   Agirî civarında olduğuna   dair bilgiyi veriyor.

 

Kimse Yaşar Hanım’a     İhsan Nuri’nin Agirî   çevresinde   olduğunu söylememişti. Herkes   onun bölgede   olduğunu biliyordu. Yaşar Hanım   bölgeden ayrıldığına   üzülmeye başlıyor.   Çevresiyle   ilişkilerini “İhsan Nuri’nin   bölge de olduğunu, bilmelerine rağmen söylememelerinden dolayı”   kesmişti.     Kendisine   karşı samimi     olmadıklarına     inanmıştı.

 

Yaşar Hanım ve ailesi   3 ay Erzurum’da kalıyor.   Hala Dr. Ali Haydar’ın görev yeri belli olmamıştı.

 

Erzurum çevresindeki Kürdler silahlı faaliyetlerini     yoğunlaştırmışlardı. Erzurum   çevresindeki devlet memurlarının   aileleri hepsi Erzurum’a   yığılmıştı. Hatta Bazid Jandarma Komutan’ının   eşi ve çocuklarıda   Erzurum’a gelmişlerdi. Jandarma Komutanın eşi     Yaşar Hanım’a: “ siz gittikten   sonra   Kürdler Bazid’e saldırdılar. Sizin içinde olduğunuz evi de kurşunlamışlardı ve az kaldı Bazidi ele geçiriyorlardı”diyor.  

 

Yaşar Hanım’ın   Bazid’ten ayrılması   İhsan Nuri ile   yeniden buluşma   umutlarını zayıflatmıştı. Bu arada   Dr. Ali Haydar’ın tayini Denizli’ye çıkıyor ve oradaki Hastane’nin   baş hekimi olarak atanıyor.

 

Bu sefer   Yaşar Hanım ve ailesi Denizli için yola düşüyorlar. Denizli’ye   gitmeden önce   İstanbul’a gidiyorlar.   İstanbul,   Yaşar Hanım’ın   çocukluk ve gençlik şehriydi. Yaşar Hanım’ın küçük kardeşi Hayri’de   İstanbul’da   okuyordu.   Bir kaç gün İstanbul’da   kaldıktan sonra     Denizli’ye gidiyorlar.

 

Denizli   küçük, güzel, bağ ve bahçeleri olan   bir şehirdi. Her tarafta çeşmeler vardı.   Yaşar Hanım Kürdistan’dan   ve İhsan Nuri’nin   faaliyet içinde olduğu bölgeden ayrıldığından dolayı   çok kederli ve hüzünlü   bir   ruh haletine giriyor.   Abisi Dr. Ali Haydar   Yaşar Hanım’ın müziğe olan ilgisini bildiğinden dolayı   onu   bir müzik okuluna   kaydediyor.

 

Yaşar Hanım’ın müzik hocası kendisine “ daha önce hiç müzik ile ilgilendin mi?” diye bir soru sorar.

 

Yaşar Hanım ise: “Hayır, sıfırdan başlamak istiyorum” diyor.

 

Müzik hocası   dersleri   notaları öğrenmekle başlıyor. Bu arada   Yaşar Hanım’ın   Denizli’de tanıdığı başka bayanlarda     okula geliyordu. Bunlardan biri   Albay Şevket Beyin eşi Nesime’ydi. Bir gün Yaşar Hanım ile Nesime Hanım erken saatlerde   okula gidiyorlar.   Hala okul hocası gelmemiş, Nesime Hanım   Yaşar Hanım’dan biraz ut çalmasını istiyor.   Yaşar Hanım   ut çalarken   müzik hocası   uzaktan   duyuyor ve bu işin uzman   biri tarafından yapıldığını düşünüyor.   Müzik hocası   ut çalanın   kim olduğunu görmek için   yaklaştığında “yeni öğrencisi” olduğunu görüyor.   Uzun   bir sohbetten sonra   Yaşar Hanım     Müzik öğretmeni tarafından   konser   grubuna entegre ediliyor.

 

O günden sonra   Yaşar Hanım konser grubunda   yer alıyor. Ut’ tan başka   piyano dersleri alıyor ve   Fransızca   öğreniyordu.

Yaşar Hanım kendisini tümden müzik derslerine   verdiği bir   dönem de   bir gün   tanıdığı bayanlar   kendisine geliyor ve “eşinin   genel af kapsamına girdiğini” söyleyerek kutluyorlar.

 

O günlerde devlet Kürdistan’da   genel af ilan etmiş, gelip teslim olanları   af ediyor, hediyeler veriyor ve silahlarını da almıyordu.

 

Yaşar Hanım   “af olayına”   hiç memnun olmamıştı. Eşinin bunlara inanması durumundan   tuzağa düşebileceğinden korkuyordu.

 

Yaşar Hanım’ın anlatımlarına   göre   kendisi fazla siyasi olmadığından   dolayı,   İhsan Nuri’nin devletin   çıkardığı af yasasını     ciddiye alamayacağını kestirmemişti. İhsan Nuri   milletinin kurtuluşu için harekete geçmiş ve amaçlarına   ulaşana kadar   devam edeceğini düşünmemişti.

 

O dönemler   basında   Kürdlerin gruplar halinde   teslim olduklarına dair   geniş haberler çıkıyordu. Bir gün Yaşar Hanım   evde   olduğu bir sırada   kapı çalınıyor ve   Yaşar Hanım kapıyı açtığı zaman karşısında   postacıyı buluyor.   Postacı “ Dr. Ali Haydar Beyin bacısı için mektup getirdim” diyor.

Yaşar Hanım “benim” diyor ve hemen mektubu alıyor ve   İhsan Nuri’nin el yazısını tanıyor.

 

Postacı mektubun     Bazid’ten geldiğini söylüyor. Yaşar Hanım ‘ı bir korku sarmış ve İhsan Nuri’nin teslim   olabileceğinden korkuyordu.

 

Mektubu bağrına basıp ve açıp okuduktan sonra   teslim olmanın hiç bir belirtisi yoktu. İhsan Nuri mektubunda : “Agirî’ de olduğunu bu mektubu bir Kürd liderine verip   Bazid’te postaya attığını, eğer imkanı olursa   Halep’e   gitmesini ve orada   Fransız hoteline yerleşip Ali Hocayı sormasını   ve Ali Hoca     kendisiyle gereken irtibatı sağlayacağını” yazıyor.

 

Yaşar Hanım hala tedirgin bir durumdadır. Akşam abisi Dr. Ali Haydar eve geldiği zaman mektubu kendisine gösteriyor.

 

Dr. Ali Haydar: “ Eğer İhsan Nuri teslim olmamışsa   nasıl bu mektubu kendi ismiyle Bazid’ten postaya veriyor? Ve mektup bizim elimize geçebiliyor…? Eğer teslim olmuşsa   Ağrı’da ne yapıyor? Ayrıca   Suriye’ye gel diyor ve onlar seni bana ulaştırırlar diyor. Acaba bu devletin   benim düşüncelerimi oğrenmek için   bir planı olmasın mı ? “   diye sorar.

 

Yaşar Hanım: “Abi bu   İhsan’ın   el yazısıdır ve çok iyi tanıyorum” diyor.

 

Dr. Ali Haydar,   Yaşar Hanım’a     “ona bir cevap yaz ve gelmesinin doğru olmadığını ve ayrıca doktorun bu mektuptan   haberi olmadığını   söyle” diyor.

 

Yaşar Hanım İhsan Nuri’ye bir mektup yazarak   affa inanmamasını ve   teslim olmamasını istiyor.   El yazısını   tanıdığını   ve sağlığının   iyi oluşuna   memnun olduğunu vurguluyor ve mektubu postaya veriyor.

 

Belli bir dönem sonra   Kürdlerle   devlet güçleri arasında   Agirî   civarında   çatışmalar yeniden başlıyor. Gönderdiği mektubun   ulaşıp ulaşmadığını da   bilmiyordu.   Fakat, Yaşar Hanım   Halep’e   nasıl gideceğine dair   düşünmeye başlıyor.

 

 

İstanbul’daki Müzik Okulu   yetenekli   öğrenciler alıyordu. Bu arada     Yaşar Hanım’ın Denizli’deki     müzik hocası     Yaşar Hanım’ı   İstanbul’daki   okula öneriyor ve     Yaşar Hanım ile de   konuşuyor.   Yaşar Hanım   kardeşi Dr. Ali Haydar ile   konuşmadan   yapılan   öneriyi kabul ediyor.   Daha sonra   durumu öğrenen Dr. Ali Haydar   Yaşar Hanım’ın   İstanbul’a gitmesine     karşı çıkıyor.

 

Yaşar Hanım   İstanbul’a     giderek   daha kolay bir şekilde İhsan Nuri Paşa ile   ilişki   kurabileceğini hesaplıyordu. Bundan dolayı   sürekli olarak     abisini   bu işe ikna etmeye çalışıyordu. Sonuçta   babası öldükten   sonra   abisi   babasının yerini almıştı. Evlendikten   sonra     İhsan’ın   gitmesinden sonra     yine   Yaşar Hanım’ın tüm sorumluluğunu üstlenmişti.

 

Yaşar Hanım bu hayallerle yaşarken   bir gün   hizmetçileri Emine   Yaşar Hanım’a gelerek: “kapıya   bir polis gelmiş   seninle konuşmak istiyor” diyor.

 

Yaşar Hanım: “ Polis’in benimle   ne işi olacak?” diye sorar ve kapıya gider.

 

Yaşar Hanım: “Ben Dr. Ali Haydar’ın bacısı Yaşarım.   Benim ile görüşmek istemişsiniz?” diye sorar.

 

Polis’in elinde   bir kağıt var ve Yaşar Hanım’a: “ Eşiniz Ağrı’dadır, sizin onun yanına   gitmenizi istiyor. Eğer istiyorsanız bu kağıdı imzalayınız”   diyor.

 

Yaşar Hanım kağıda   bir göz   geçirdikten sonra   hiç düşünmeden   kâğıttı imzalıyor ve geri polise veriyor.   Yaşar yeniden   eve girerken sevincinden   yerinden oynuyor ve kendi kendisine   “İhsan’nın yanına   gidiyorum!!!” cümlesini   bir   kaç defa   tekrarlıyor.

 

Bu arada annesi, gelini ve   Emine çevresini sarıyorlar, annesi “Kızım delirdin mi nereye gidiyorsun?” diye sorar.Yaşar Hanım

 

Yaşar Hanım: “Biraz önce bir polis geldi, bana   ‘eşin Ağrı’dadır, sizi yanına çağırıyor. Eğer gitmek istiyorsanız bu kağıdı imzalayınız’ dedi ve   bende imzaladım” diyor.

 

Annesi “kızım delirdin mi? Sen nasıl kendi başına   bu işi yapabilirsin? Nasıl gideceksin?” diyor.

 

Yaşar Hanım’ın gelini: “ Eğer Haydar gitmene izin vermese?” diye sorar.

 

Yaşar Hanım: “bir kaç yıldan beri   eşime kavuşma umuduyla yaşıyorum. Sürekli   bu iş için çare arıyorum. Şimdi devletin kendisi   bana   eşimin yanına gitmemi öneriyor. Ben   eğer   bu imkanı kullanmasam   bir daha   benim böyle bir olanağım   olmayacak. Haydar   benim   psikolojik durumumu biliyor ve benim   yolumu kesmez. Eğer Haydar istemese   yine de giderim” diyor.

 

Akşam Dr. Ali Haydar eve   geldiği zaman   Yaşar hemen     onun   yanına   giderek tüm   gelişmeleri anlatıyor.

 

Dr. Ali Haydar: “ Kâğıttı imzaladın mı?”   diye sorar.

 

Yaşar Hanım: “evet imzaladım” diyor .

 

Dr. Ali Haydar: “Sen delirdin mi? Nereye gidiyorsun? Hiç kimseye danışmadan bu işi nasıl yapıyorsun? Polis’te İhsan’ın Ağrı Dağı’nda   olduğunu söylüyor. Sen bir hafta orada   yaşayabilirmişsin? “ diyor.

 

Ali Haydar konuşmasında   devamla     “öyle görünüyor ki İhsan Ağrı’dadır, teslim olmamış ve   savaşta devam ediyor.       Top   ateşi alındaki   Ağrı’ya nasıl gidersen?”   diye sorar.

 

Yaşar Hanım: “Eğer savaş başlamışsa   devlet benim Ağrı’ya gitmeme izin vermez mi? diye   bir soru soruyor ve yine   konuşmasına devam ederek: “ Savaşta   olsa   eşimin yanına giderek,   onun başına ne gelirse benimde başıma gelsin.   Benim kanım   onunkinden   daha mı kırmızıdır” diyor.

 

Dr. Ali Haydar: “ iyi düşün   sen çok   konforlu   ortamda büyüdün. Kadınsın   sen   o   zor koşulları kaldıramazsın. İstanbul’daki müzik   okuluna gitmek istiyordun, engellemeyeceğim,   git.   Git okulunu tamamla ve diplomanı al. O zamana kadar da İhsan’ın durumu da netleşir. Ben şimdi   Polis karakoluna   durumu öğrenmeye   gideceğim. Eğer İhsan Nuri affa uğramışsa niye gelmiyor? Eğer   İhsan affa uğramamışsa devlet seni nasıl onun yanına gönderiyor? diyor.

 

 

Dr. Ali Haydar   polise   gidiyor ve Yaşar Hanım’ın imzasını geri almak istiyor. Polis   adres olarak Valiliği gösteriyor.   Ali Haydar       hükümet konağına giderek   Vali yardımcısıyla görüşüyor.   Vali yardımcısı   Ali Haydar’ın istemini reddediyor ve hiç bir şey yapamayacağını, emrin   bakanlıktan geldiğini,   Yaşar Hanım rızasıyla   gitmek istiyor ve Fransa hükümeti de aracıdır, diyor. Ayrıca   Yaşar Hanım’a   gereken yardımı yapacaklarını söylüyor.

 

Yaşar Hanım’ın anlatımına göre İhsan Nuri   af olayını   reddediyor ve mücadelesine devam ediyor. Devlet tüm yolları kullanarak   sorunu   çözmek istiyordu. Devlet bir delegasyonu   Ankara’dan İhsan Nuri Paşa’nın yanına gönderiyor.   Yapılan görüşmeler bir sonuç vermiyor ve anlaşamıyorlar.   Türk delegasyonu geri dönerken   subaylardan bazıları   İhsan Nuri’den   bir isteğinin   olup olmadığını soruyorlar. İhsan Nuri “Eşimi   Halep’e gönderin” diyor.

 

Bir kaç gün sonra   Denizli Valisi     Yaşar Hanım’ı görüşmeye çağırıyor.   Bu görüşmede   Yaşar Hanım   annesi İffet Hanım’ı da beraberinden   götürmek istediğini ve   iki kişi   için   pasaport   hazırlamasını istiyor.

 

Dr. Ali Haydar’ın oğlu   oğuz     o günlerde   çok hastaydı. Bir yandan   çocuğun   hastalanması ve diğer yandan     annesi ve bacısının yolculuk hazırlığı   Dr. Ali Haydar’ı perişan etmişti.

 

Dr. Ali Haydar, Yaşar’a: “ İhsan devlete başkaldırdı. Bu devletin topraklarının bir kısmını ayırarak Kürdistan diye bir devlet kurmak istiyor. Bir kaç yıldan beri devlet ile savaş içindedir. Sen ise   nazik bir şekilde   büyüdün. Eğer gidersen perişan olursun.   Gitmekten vaz geç!! Bak biz   kaç kişiyiz ve bizi bir İhsan’a kurban etme!! Biz biliyoruz, devlet hangi siyaseti   güdüyor. Devlet benim bir bacım olduğunu unutmaz.” diyor.ihsan-nuri-peyker1

 

Yaşar Hanım tam bir duvar gibi kıpırdamadan abisini dinliyor ve konuşması bittikten sonra odasına gidiyor.   Abisine   cevaben   bazı şeyleri yazıyor ve   masaya bırakıyor.

 

Dr. Ali Haydar   Yaşar Hanım’ın cevabını okuduktan sonra   yüksek sesle “ Divane Leyla   gel buraya” diye sesleniyor. Yaşar Hanım’ın   anlatımlarına göre   Dr. Ali Haydar   Yaşar Hanım’a   “Leyla” İhsan Nuri Paşa’ya da “Mecnun” diyormuş.

 

Dr. Ali Haydar   yeniden Yaşar Hanım’a   öğütler vermeye ve ikna etmeye çalıyor. Bu arada   Yaşar Hanım   hiç bir cevap vermeden ağlamaya başlıyor.   Dr. Ali Haydar’ın   6 yaşlarındaki oğlu Oğuz teyzesinin ağladığını   duyunca   o da ağlamaya başlıyor. Oğuz   bir yandan Yaşar’a niye ağladığını soruyor ve diğer yandan kendisi ağlıyordu.

 

Evde   tam bir matem havası hakimdi.

 

Bu arada   Polis’ten   bir yetkili     Dr. Ali Haydar’ın evine geliyor ve Yaşar Hanım’ı karakola davet ediyor. Yaşar Hanım, annesi İffet Hanım ile birlikte   polis karakoluna gidiyorlar.

 

Polise gittikleri zaman baş komiser   Yaşar Hanım’a   “Vali   kendisiyle görüşmek istiyor” diyor.

 

Yaşar Hanım   annesiyle Vali’ye çıkıyorlar, Vali Yaşar Hanım’a: “Pasaportlarınız hazırdır, istediğiniz gün yola çıkabilirsiniz” diyor.

 

Bu arada   Vali pasaportları çıkarıp   Yaşar Hanım’a   veriyor ve   kendilerine iyi yolculuklar diliyor.   Yaşar Hanım da   kendilerine   sağladıkları kolaylıklardan   dolayı teşekkür ediyor ve eve dönüyorlar.

 

Dr. Ali Haydar   ev de   Yaşar Hanım ile annesini bekliyor. Yaşar Hanım abisine   Vali ile   olan görüşmelerini anlatıyor, pasaportları aldıklarını ve Pazartesi günü yola çıkacaklarını söylüyor.

 

Dr. Ali Haydar     yaşanan gelişmelerden ve gidişattan   çok rahatsız olmuştu ve elinden bir şey gelmiyordu.

 

Yaşar Hanım’ın küçük kardeşi Hayri İstanbul’da   okuyordu ve Denizli’ye gelmişti.   Hayri’de       annesi ve bacısının   gitmelerine karşıydı.

 

Pazartesi günü   Yaşar ile annesi çantalarını     alıyor ve aileleriyle vedalaşıyorlar.   Yaşar Hanım abisi Dr. Ali Haydar’a   sarılıyor ve onun gözlerinin içine baktığında çok zayıf düştüğünü ve çaresiz bir   halde olduğunu fark ediyor.Yaşar Hanım1

 

Yaşar Hanım   Oğuz’u   kucaklıyor ve öpüyor.   Oğuz ağlayarak teyzesine “ben de sizinle geleceğim” diyor.

 

Sonuç   olarak   Yaşar Hanım, İffet Hanım ve Hayri   Denizli’den   trene binerek   İzmir’e   doğru   yola çıkıyorlar. Hayri’de   İstanbul’daki okuluna dönüyordu.   İzmir’e vardıkları zaman   Hayri   Mersin’e   gidecek olan   gemi için   iki bilet alıyor, fakat   gemi     iki gün sonra   yola çıkacak.

 

Yaşar Hanım   annesi ve kardeşiyle İzmir’de   bir otele yerleşiyor ve   kalan   iki gün boyunca İzmir’i geziyorlar.

 

İki gün sonra gelen   gemiye binen Yaşar Hanım ve   İffet   Hanım   göz yaşları içinde   Hayri ile vedalaşıyorlar.

 

Böylelikle   iki kadın bilinmezlerle dolu   bir   yolculuğa   başlıyorlar.

 

Yaşar Hanım,   annesinin   kendisiyle gelmesinden memnundu.   Yalnız   başına   nasıl   bu yolculuğa çıkabilirdi ki?

 

Yaşar Hanım ile annesi   gemi ile önce Kıbrıs’a  ve oradan Mersin’e varıyorlar. Mersin’den   Diyarbakır’a giden trene biniyorlar. Bu tren   Suriye topraklarında   geçiyor.   Suriye’de     trenden indikten sonra   Halep’e   doğru yola çıkıyorlar.

 

Yaşar Hanım’ın tüm   yolculuk   boyunca     tek hayali   İhsan Nuri Paşa’ya   kavuşmaktı.

 

Yaşar Hanım ile annesi tren ile Halep’e vardıktan sonra   bir fayton ile   İhsan Nuri Paşa’nın mektubunda   sözünü ettiği   Fransa Hoteline   gidiyorlar.   Hotel’e   vardıkları zaman     salonda     Yaşar Hanım’ın çantası   yere düşüyor ve içindeki   para da dahil olmak üzere   her şey yere dökülüyor. Bu arada   Hotel’in salonunda bulunan Araplar     paraları almaya başlıyorlar.

 

Bu arada   Yaşar Hanım   yüksek sesle   parayı alanları uyarıyor ve onlarda paraları yeniden yere bırakıyorlar. Orada bir genç   Yaşar Hanım ile annesine   yardımcı oluyor ve   eşyaları topluyorlar.

Hotel sahibi biraz Türkçe biliyordu.   Yaşar Hanım   iki kişilik bir   oda alıyor ve   yerleşiyorlar.   Fakat, Arapça bilmediklerinden   dolayı     nasıl yiyecek isteyeceklerini bilmiyorlardı.

 

Yaşar Hanım’ın annesi İffet Hanım: “ Kızım niçin kendine dert ediyorsun   dünyanın her tarafında ‘ekmek’ ekmektir,   ‘su’ sudur” diyor.tum

 

Bu arada   Hotel’de çalışan bir genç   kendilerine geliyor ve Arapça   bir şeyler söylüyor, fakat Yaşar Hanım ve annesi   hiç bir şeyi   anlamıyorlar.   İffet Hanım   kendisinden   yiyecek istiyor, fakat çocuk   anlamıyor.

 

Yaşar Hanım   aşağı inerek   Hotel sahibinden   yiyecek istiyor. O da   Yaşar Hanım ve annesi için gereken   yiyecek ve içecekleri   gönderiyor.

 

Yaşar Hanım ve annesi İhsan Nuri’nin Halep’e gelerek kendilerini bekleyebileceğini   düşünüyorlar. Bundan dolayı Yaşar   Hanım   Hotel’de   Türkçe bilen birine “Hotel’de   tek başına   kalan birilerinin olup olmadığını” soruyor.

Türkçe bilen   “evet   burada   İstanbullu   bir   adam var.   Eşi   İstanbul’dan gelecek sürekli olarak   tren istasyonuna   gidip geliyor” diyor.

 

Yaşar Hanım   Hotel sahibinden   söz konusu İstanbullunun odasına   gitmek istediğini   söylüyor.   Kapıyı çaldıkları zaman   İstanbullu yok. Hotel sahibi kapıyı açıyor ve içeri baktıkları zaman       Yaşar Hanım   İhsan’dan   hiç bir izin olmadığını fark ediyor.     Odadaki elbiselerden   hotelde   kalan adamın imam olabileceği   düşüncesi hasıl oluyor.

 

Öğle saatlerinde   Yaşar Hanım’ın   odasının kapısı çalınıyor. Yaşar Hanım kapıyı açtığı zaman bir İmam’ı   karşısında buluyor. İmam   “Hotel çalışanları bana   İstanbul’dan gelen kadınlardan söz ettiler. Ben   eşimin geldiğini sandım” ve özür dileyerek   gidiyor. Bu arada     Hotel sahibi   Yaşar Hanım’a   göz dikiyor ve sürekli   olarak Arap elbiselerini     değiştirerek   ilişki kurmaya   çalışıyor.

 

Yaşar Hanım   annesine “İhsan mektubunda   Ali Hoca’dan söz etmişti.   Halep’te   Fransa Hoteline   geldiğinde Ali Hoca’yı sor   o seni   benim yanıma   gönderir” demişti.

 

İffet Hanım sitem ederek : “kızım şimdiye kadar niye Ali Hoca’yı sormadın?” diye soruyor.

 

Yaşar Hanım bir çok kimseye   Ali Hoca’yı sordu, fakat kimse Ali Hoca’yı tanımıyordu.

 

Suriye o dönem   Fransızların denetimi altındaydı. Gece   birileri kapıyı çalıyor.   Yaşar Hanım   odanın kapısına   gidiyor ve kim olduğunu soruyor.

 

Kapıyı çalan “benim   Hotel sahibi gelin birlikte polis karakoluna   gidelim” diyor.

Yaşar Hanım ve annesi       Hotel sahibinin ısrarlarına rağmen “bu gece vakti   karakola gitmeyeceklerini ve sabahın ilk   saatlerinde   gideceklerini” söylüyorlar.

 

Sabah erken saatlerinde   Yaşar Hanım çay almak için aşağıya indiği zaman   küçük bir çocuğu görüyor. Küçük çocuk   Ermeni asılıydı ve birazda Türkçe   biliyordu.   Yaşar Hanım   kendisine “Ali Hoca’yı   tanıyıp   tanımadığını” soruyor.

 

Küçük çocuk: “Evet Ali Hoca’yı tanıyorum” diyor.

 

Yaşar Hanım küçük çocuğa biraz   cep harçlığını veriyor ve Ali Hoca’yı aramaya gönderiyor.

 

Yaklaşık   2 saat sonra     birileri   Yaşar Hanım’ın     bulunduğu odanın kapısını   çalıyor.

 

Yaşar Hanım kapıya giderek: “Kimsiniz?” diye soruyor.

Kapıya gelen: “Benim   Ali Hoca   kapıyı açınız” diyor.

 

Yaşar Hanım sevinçle   kapıyı açıyor.

 

Ali Hoca: “ siz kimsiniz? Beni   sormuşsunuz? Benden ne işiniz var?” diye sorar.

 

Yaşar Hanım: “Ben İhsan Nuri’nin   eşiyim. İhsan Ağrı’dan bana   haber gönderdi, Halep’e gelmemi ve sizi sormamı istemişti. Sizin beni onun yanına göndereceğini   söylemişti”   diyor.

Ali Hoca: “İhsan Nuri buradan   çok uzak bir yerdedir. Ben size   yol gösteremem. Burada İhsan Nuri’nin arkadaşları Memduh Selim Bey ile Tevfik Bey var. Ben onlara haber vereceğim ve sizin yanınıza göndereceğim” diyor.

 

Not: Burada   söz Memduh Selim Bey’e gelmişken   bir yanlış anlamaya açıklama getirmek istiyorum. Kürd   yazarı rahmetli   Mehmet Uzun “Sîya Evînê” adlı romanında   Memduh Selim Beyin Agirî’ye gittiğini yazıyor.   Memduh Selim ile ilgili yazı yazan   bir çok kişi bu tezi kullanıyor.   Memduh Selim’in   Agirî’ye   gitmesi meselesi   romanda   bir kurgu olarak   yer alıyor.   Bir çok Kürd çevresi bu kurguyu realite ile karıştırıyorlar. Aso

 

Devam edecek

İlgili Haberler

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)
Siyasi

İbn Haldun(1332 -1406) ve Kürdler(1)

    Aso Zagrosi   İbn Xaldun İslam dünyasının en önemli tarihçilerinden, filozoflarından ve sosyologlarından biridir. İbn Haldun, ünlü tarihçi ve sosyolog olarak bilinir ve "Mukaddime" adl...

2 yıl önce 1,902

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine
Siyasi

Şeyh Akşemseddin'in Kürtlüğü Üzerine

Son yıllarda Türk devletinin çabalarıyla Mela Gorani Şarezori’yi gölgede bırakarak Şeyh Akşemseddin üzerine bir dizi kitap ve “akademik” çalışma yaptırılarak Türk yapma çabası, tarihsel gerçeklerle ba...

2 yıl önce 1,533

Sadi Şirazi Kürt müydü?
Siyasi

Sadi Şirazi Kürt müydü?

  Sadi Şirazi, dünya edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen bir şairdir. Özellikle "Bostan" ve "Gülistan" adlı eserleriyle tanınan Sadi, yüzyıllar boyunca çeşitli dillere...

2 yıl önce 2,524

Yorumlar (0)

Henüz yorum yok — ilk yorumu siz yapın.